Avukatlık Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, 8 Haziran 2022 tarihinde TBMM Genel Kurulu’nda kabul edildi ve 11 Haziran 2022 tarihinde yayımlanan Resmi Gazete ile yürürlüğe girmiş oldu.
Yeni yasal düzenleme ile toplamda 5 maddede değişiklik yapılmış olsa da, esasen iki adet alanda değişiklik yapıldığını görüyoruz. Birinci değişiklik, avukatlık stajı sürecine, diğer değişiklik de birden fazla baronun bulunduğu illerde (İstanbul, Ankara) adli yardım görevlendirmelerinin dağılımına ilişkin.
Değişikliğe göre, herhangi bir başka işte sigortalı çalışan bir kişinin bu sürede avukatlık stajını da yapabilmesi mümkün hale geldi. Bu düzenleme uyarınca, sigortasız ve çok düşük ücretlerde çalışmanın adeta bir ‘’kural’’ haline geldiği avukatlık stajı devam ederken, başka bir işte de çalışılabilecek. Diğer değişiklik ile de AKP eliyle kurulan 2 No’lu Baroların bütçeden daha fazla pay almasının amaçlandığını görebiliyoruz.
Öte yandan hatırlatalım, Ankara’da bulunan 2 No’lu Baro’nun üye sayısının 2.000’in altına düştüğü ve bu eksikliğin giderilmesi için kendilerine süre verildi.
Tüm bu gelişmeleri, Avukatlar Sendikası Başkanı Selin Aksoy ile değerlendirdik.
İyi okumalar dileriz.
Berkay Çelen: Başka bir işte çalışırken de avukatlık stajı yapılmasını mümkün hale getiren yeni yasal düzenlemeyi nasıl değerlendirmek gerekir?
Selin Aksoy: Avukatlık Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin ilk iki maddesinin kabul edilmesi ile artık stajyer avukatlar, avukatlık stajına fiilen engel olmamak şartıyla herhangi bir işte sigortalı çalışabilecek. Bilindiği gibi bu değişiklik öncesinde, stajyer avukatın başka bir işte çalışması mümkün olmayıp, bunun tespiti halinde de stajı iptal olurdu.
Stajının ilk altı ayında stajyer avukat adliyede mahkemelerde çalışır, duruşmaları izler, mahkemelerdeki dosyaları inceler, sonraki altı ayında da bir avukatın yanında stajyer avukat olarak, yanında çalıştığı avukattan mesleğin uygulamasını öğrenir, bazı mahkemelerde vekil olarak duruşmalara girebilir. Ancak günümüz koşullarında ne adliye stajı ne de avukat yanı stajı nitelikli şekilde yapılabilmektedir. Adliye stajı stajyer avukatın, sadece imza atıp çıktığı bir döneme evrilmiştir. Stajyer avukat, bu dönemde de bir başka avukatın yanında deyim yerindeyse “her türlü işi” yaparak staj süresinin bitmesini beklemektedir. Ancak yapılması gereken, stajyer avukatın staj sürecinde eğitiminin ve mesleğe dair bilgisinin geliştirilmesi, nitelikli hale getirilmesi iken, bahsi geçen yasal değişiklikle, böyle bir staj dönemi tamamen rafa kaldırılmıştır.
Oysa söz konusu değişiklik asıl olarak Avukatlık Kanunu’nun tamamındaki mantığa da aykırıdır. Avukatlık Kanunu’nun 4. kısmında staj süreci ayrı bir başlık olarak düzenlenmiş ve 23. maddede de stajyerin, avukatla birlikte duruşmalara girmek, avukatın mahkemeler ve idari makamlardaki işlerini yapmak, dava dosyaları ve yazışmaları düzenlemek, baroca düzenlenen eğitim çalışmalarına katılmak, baro yönetim kurulunca verilen ve yönetmelikte gösterilecek diğer ödevleri yerine getirmekle yükümlü olduğu belirtilmiştir. Öte yandan Staj Yönetmeliği’nin 17. maddesinde de bu kez, avukata yükümlülükler yüklenmekte ve stajyerini hukukun üstünlüğü ilkesine, meslek ilke ve kurallarına bağlı, hukuk bilgilerini somut olaylara uygulayabilecek nitelikte, bağımsız ve özgür bir avukat olarak yetiştirmekle yükümlü olduğu belirtilmektedir.
Bu haliyle görüleceği üzere ve yönetmeliğin amaç maddesinde de belirttiği gibi, staj sürecinin amacı, hukuk bilgilerini bilimsel verilerden ayrılmaksızın ve bilimin yöntemlerini kullanarak somut olaylara uygulayabilen, yargılama süresince yargılama faaliyetinin yönetimine ve kararın oluşumuna etkin biçimde katılabilen, meslek ilke ve kurallarına bağlı, hak arama özgürlüğünün yaşama geçmesi için uğraş veren, insan haklarına saygılı, demokrasi ve hukukun üstünlüğünden ayrılmayan, bağımsız ve özgür avukatların yetişmesidir.
Bunun sağlanabilmesi için de stajyer avukatın, staj döneminde avukatlık mesleğine odaklanması gerekirken, başka bir işte çalışmasına olanak verilmesi, açıkça staj sürecinin iyileştirme veya gereği gibi olması çabasından çok uzak bir düzenlemedir.
Zira stajyer avukatın staj döneminde başka bir işte çalışması halinde, staj sürecinde öğrenmesi gereken şeyleri öğrenemeyeceği açıktır.
Fakat zaten bu değişikliğin asıl olarak, mevcudunda memur ya da başka işlerde çalışan kişiler için olduğunu biliyoruz. Esas amaç, fakültelere gitmeden hukuk mezunu olan bu kişilerin, staj sürecinde de zorluk yaşamalarını, avukatlıklarına bu “staj” sürecinin engel olmasını önlemektir.
Ne yazık ki hukuk fakültelerindeki yetersiz eğitimi ve staj döneminin gerektiği gibi yapılmamasını çözmemiz gerekirken “staj” sürecinin tamamen kaldırılması anlamına gelen bu düzenleme, önümüzdeki süreçte avukatlık mesleğinin çok daha niteliksizleşeceği bir döneme hazır olmamız gerektiğini gösteriyor.
Berkay Çelen: Yalnızca İstanbul ve Ankara’da bulunan 2 No’lu Baroların ödeneklerinin artırılması için yapılmış bir değişiklik ve Ankara’daki 2 No’lu Baro’nun üye eksiğini tamamlaması için kendilerine süre verilmesi durumları söz konusu. 2 No’lu Baroların durumunu nasıl değerlendirirsiniz?
Selin Aksoy: Baroları “ehlileştirme” çabası olarak kurulan 2. Baronun üye sayısının 2 binin altına düşmesi çok şaşırtıcı değil. Zaten üyelerinin bir kısmının baskı altında üye yapıldığı, kuruluş sürecinde epey gündem olmuştu. Ama ne yazık ki bir baro olarak fiiliyatta herhangi bir etkisi olmadığını düşünsek de Anayasa Mahkemesi üyesi seçimlerinde de gördüğümüz üzere TBB delegasyonunda etkileri oldu. Ancak burada şunu görmek lazım, siyasi iktidar her ne kadar yargıyı, adeta yürütmenin bir uzvu gibi kullanmakta ve kendi siyasi emellerini gerçekleştirmek için yönlendirmeye çalışmakta ise de, yargının bağımsız ayağı olan savunma cephesini yani avukatları istediği gibi şekillendirmekte başarıya ulaşamıyor.
Bugün üye sayısı 1700’lere düşen Ankara 2 No’lu Baroya, yasaya göre TBB tarafından “asgari avukat sayısının altı ay içinde sağlanması” gerektiği bildirilmiştir. Buna göre eksiklik giderilemezse baronun tüzel kişiliğine Birlik tarafından son verilebilecektir. Bu usul, 2. Baronun kuruluşuna ilişkin usulde olduğu gibi Anayasaya aykırı bir usuldür ancak bildiğiniz üzere ülkemizde usul hukukunu veya herhangi bir normun Anayasa’ya aykırı olup olmadığını hiç konuşamıyoruz. Zira ortada Anayasa’yı değil “nas”ları esas alan, “bana göre suç” diyen bir siyasi iktidar var. Kaldı ki hatırlanacak olursa, daha ikinci baro kurulmamışken, Devlet Bahçeli bir avukata bu baro nezdinde cüppe giydirmişti.
Dolayısıyla hukuki belirlilik ilkesinin ortadan kalktığı bir dönemde, 2. Baronun sayısal olarak asgari koşulu sağlayamamasının hukuki bir sonucu değil ancak siyasi bir sonucundan söz edebiliriz ki bu da, siyasi iktidarın en azından baroları bölmekle ulaşmak istedikleri savunmayı esir almak amacının boşa düştüğüdür.

