Nevzat Kalenderoğlu

 Türkiye Gençlik Vakfı (TÜGVA) adıyla 2013 yılında vakıf statüsüne kavuşmuş yapılanma, bugün kamudan sağladığı maddi kaynak ve yöneticilerine sağladığı haksız “kariyer” imkânı iddiaları ile gündemde.

Kelepir fiyata kira yolu ile temin edinilen Büyükada’daki temsilciliklerinin tahliyesi sürecinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) zabıtaları ile polisleri karşı karşıya getirmekten imtina etmeyen, dahası İBB ile Adalar Kaymakamlığını da karşı karşıya getiren TÜGVA ve dayandığı iktidar, tam da bu süreçte gazeteci Metin Cihan’ın edindiği evraklar sayesinde alamet-i farikası noktasında fazlaca merak uyandırdı.

Medeni Kanun’a göre vakıf, “gerçek veya tüzel kişilerin yeterli mal ve hakları belirli ve sürekli bir amaca özgülemeleriyle oluşan tüzel kişiliğe sahip mal toplulukları” olarak tanımlanıyor. ‘Kamu yararı’ etiketiyle övünçle kamuoyuna lanse edilen TÜGVA söz konusu olduğunda da ilk olarak insan, vakfın özgülendiği malvarlığını ve daha ziyade bu malvarlığının özgülendiği amacı sormakla meseleye yaklaşıyor.

TÜGVA Türkiye Gençlik Vakfı, dünya üzerinde iyi ve güzele dair ne varsa savunan, her daim hakkın ve adaletin tarafında olacak bir nesil yetiştirme amacıyla kurulmuş yeni nesil bir gençlik vakfıdır.” deniliyor ‘hakkımızda’ kısmında. Hemen altında mevcut Başkan Enes Eminoğlu’nun “Biz TÜGVA olarak; gençliğimizin başıboş geçeceğini bize dayatan yaklaşımlara rağmen, inanmışlık ve azim içinde “genç” tanımını değiştirmek adına yola çıktık.” mesajı bulunuyor.

Yine vakıf tanımından hareketle, kurucular tarafından vakfa tahsis edilen beş yüz bin TL ile yola çıkan TÜGVA, 2 Eylül 2013 tarihli Vakıf Senedinde gayelerini de yasalar çerçevesinde şöyle ifade ediyor ve kabul görüyor:

 “Hızla değişen ve dönüşen dünyada, Milleti ile bütünleşmiş bir Devlet anlayışı içinde, adalet, sevgi ve hoşgörünün hâkim olduğu köklü bir medeniyet mirasına sahip büyük ve güçlü Türkiye idealine hizmet etmek gayesiyle; millet olmanın gereği olan manevi ve milli değerlerimize bağlı, insana ve doğaya saygılı; fikren, bedenen ve kültürel yönden sağlıklı, medeniyet şuurumuza sahip, fikri ve vicdanı hür, ilim ve irfan sahibi, çağın gereklerini iyi okuyabilen, toplumumuza ve insanlığa değer katan, demokratik değerleri ve ilkeleri benimsemiş, özgüveni yüksek, yenilikçi, çalışkan, iyi ahlaklı, hoşgörülü ve başarılı bir gençlik yetişmesine manevi ve maddi katkıda bulunmak suretiyle ülkemize ve insanlığa faydalı olmak; demokrasinin, temel hak ve hürriyetlerin geliştirilmesi için çaba sarf etmek; ülke ve dünya sorunlarını yakından takip ederek gerekli fikri ve toplumsal çalışmalar yapmak; bu çerçevede tüm ülke çapında; eğitim ve öğretim hizmetlerinin etkin ve verimli biçimde yerine getirilmesine yönelik çalışmalara katkıda bulunmak ve bu konularda manevi, maddi, her türlü desteği ve girişimi gerçekleştirmektir.” [1]

Dolayısıyla TÜGVA adı ile anılan oluşum kanunlara bu senet ile yaslanmış. Vakıflar meselesinde daha genel bir kural vardır ki tam da burada şöyle anmak gerekiyor:

“Cumhuriyetin Anayasa ile belirlenen niteliklerine ve Anayasanın temel ilkelerine, hukuka, ahlâka, millî birliğe ve millî menfaatlere aykırı veya belli bir ırk ya da cemaat mensuplarını desteklemek amacıyla vakıf kurulamaz.”

BİR VAKIF İHTİYACI HASIL OLDU

Fethullahçılarla AKP’nin ilk soğuk savaşı başladığında, özellikle Fethullahçıların kapladığı bir alan olan öğrenci-yurt-kadro ve mali güç eksenlerindeki kadrolaşma yerine AKP de bu alanı kaplayacak vakıflar için kolları sıvadı. Bizzat Erdoğan’ın evlatları Bilal Erdoğan ve Sümeyye Erdoğan’ın (Bayraktar) önayak olarak oluşturduğu iki oluşum Türkiye Gençlik ve Eğitime Hizmet Vakfı (TÜRGEV) ve TÜRGEV’in bir kolu olan TÜGVA.

Bugünün gündemi olan TÜGVA’da Bilal Erdoğan’a eşlik eden heyetin ağırlıklı olarak AKP’li yöneticiler ve İBB bordrolu isimlerden oluştuğu, destekleyen sermayenin arasında ise dünür Albayrakların Turkuvaz sermayesinin varlığı göze çarpıyordu. Ki, bugün de TÜGVA’nın resmi sitesinden “Partnerlerimiz” kısmında Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı’nın (SETA) da var olduğu destekçi zenginliği rahatlıkla görülebilir.

“Kamu yararına vakıf” statüsündeki bu oluşumun vergi muafiyeti statüsü ve bağış toplama özgürlüğü de cabası.

1996 yılında, Erdoğan henüz İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı iken kurulan İstanbul Gençlik ve Eğitime Hizmet Vakfı’nın (İSEGEV) İstanbul sınırlarını aşmak üzere 2012’de Türkiye Gençlik ve Eğitime Hizmet Vakfı’na evrildiğini hatırlatmak gerekiyor.

TÜGVA bir “aile vakfı” görüntüsünü kuruluşunun ilk yılında Tayyip ve Emine Erdoğan’ın ebeveynlerinin isimlerini verdiği öğrenci yurtlarının açılışları ile kamuoyuna deklare etti.

Çiçeği burnunda vakıf TÜRGEV, Suudi Arabistan Kralı Abdullah Bin Abdulaziz Essuud’un 99 milyon 999 bin 990 dolar ‘yardım’ına mazhar olduğu iddialarıyla gündeme geldi. İddia oydu ki bu yüklü bağış Boğaz’da Suudi Krala imar iznini sağlamak içindi. [2]

2015 yılında Gülencilerin dershaneleri tartışma konusu iken vakfın yüksek istişare heyeti üyesi Bilal Erdoğan, “1 milyon imam hatipli” şiarıyla ve yeni Milli Eğitim Bakanı edasıyla valilerle, belediye başkanlarıyla ve MEB müdürleri ile istişarelerde bulundu.

2015’teki bu ziyaretler neticesinde AKP’li belediyelerin binaları 25 yıllığına ve ücretsiz olarak vakfa bahşedilirken; 15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminin ardından kapatılan Gülen’in yurtlarının herhangi bir bedel ödemeksizin TÜGVA’nın bünyesine geçtiği anlaşılıyordu. [3]

2015-2016 yıllarında vakfın atak yaptığını ve pek çok ilde kuruluşlarını tamamladığını hatırlatmak gerekiyor. Bugün 81 il 570 ilçede yapılaştığı ifade edilen vakıf, yayılımını esasen bu iki yılda tamamlıyor.

İBB Meclisi’nde AKP’li üyelerin onayı ile İstanbul’daki taşınmazlar vakfa kolaylıkla verilirken, vakıf da yine Fethullahçıların ‘Türkçe Olimpiyatları’na rakip olacak uluslararası organizasyonlara yöneliyor. Yine 2016’da TÜGVA artık MEB ile protokoller imzalayarak kamu okullarında “Medeniyet ve Düşünce Kulübü” adıyla faaliyet göstermeye başlıyor. MEB ile protokol yapma seviyesine gelen vakıf, örneğin Rektörleri de ziyaret edebiliyor.

MEB ile imzalanan protokoller 2017’de derslik kiralamaya ve yine kamu okullarında “maneviyat” dersi verdirmeye kadar gidiyor.

Nisan 2017’deki Türkiye anayasa değişikliği referandumunda TÜGVA, ‘Evet’ yönünde siyasal çalışma yapıyor.

İBB’nin 2018 yılı faaliyet raporuna göre; TÜGVA’ya “kira, bakım, onarım, tefrişat, proje, gezi hizmetleri” karşılığında 74.2 milyon liralık harcama yapılıyor.

Zaten 2019’daki yerel seçimlerde İBB yönetiminin CHP’ye geçmesi neticesinde ‘bankamatik memuru’ tabir edilen isimlerin Nisan ayında İBB’deki bordrolu görevlerinden hızla ayrıldığı anlaşılıyor.

ÖYLE BİR NESİL YETİŞTİRDİLER Kİ…

Bugün TÜGVA eleştirisi İslam eleştirisi olarak lanse ediliyor; “TÜGVA, TÜRGEV, ENSAR, İLİM YAYMA” gibi Vakıf ve STK’ların kamu yararına “ülkemiz için faydalı nesiller yetiştirme” gayretinde olduğu ifade ediliyor. Oysa bu kısa tarih ve ortaya saçılan belgeler “vakıf çıkarı gözeten kamu faaliyetleri” olarak sarih bir biçimde karşımızda duruyor.

TÜRGEV, TÜGVA, Emine Erdoğan’ın TOGEM-DER’i (Toplumsal Gelişim Merkezi Eğitim ve Sosyal Dayanışma Derneği), küçük damat Selçuk Bayraktar’ın Mütevelli Heyeti Başkanı olduğu T3 Vakfı… Geniş aile vakıf kurmayı ve yönetmeyi seviyor. AKP’li belediyeler bu vakıfları ‘seve seve’ kucaklıyor. Particiliği bir gelir kapısı olarak görenler, ‘ülkemiz için faydalı nesiller yetiştirme’ işine ömrünü bahşetmiş vakıfçı kadrolar da vakıfa yük olmadan kamudan geçinip hayatlarını idame ettirmeyi meşru görüyor.

CHP Zonguldak Milletvekili Deniz Yavuzyılmaz’ın ortaya çıkardığına göre sadece 2020’de dernek ve vakıf gibi teşekküllere Hazine’den aktardığı resmi ‘yardım’ tutarı 1.097.513.000 TL. Son 10 yılda buralara Hazine’den aktarılan tutar ise 22.480.803.149 TL. [4]

“Yeni bir nesil yetiştirme” İslamcıların ve Milli Görüşçülerin kuruluşundan bugüne kafayı taktığı bir mesele idi. Bugün bu nesli banka hesapları ile, kariyerleri ile, liyakat ilkesini utandıracak ölçüde kadrolaşmaları, ahlaki çöküntüleri ve haksız elde edilen zenginliklerindeki doymak bilmezlik ile yakinen görüyoruz.

Paralel bir yapılanma değil bu, siyasal İslamcı bir partinin resmi gençlik kolları örgütlenmesi. 19 yıllık sağcı iktidarın yeni nesli. Valiler, Kaymakamlar, Hakimler-Savcılar işte bu teşkilatlanmalardan atanıyor. Adrese teslim kadro ilanları bu isimlere göre açılıyor.

Devlet yurdu yapmak yerine kendisine menfaat sağlayacak şekilde özel yurtlar açmak, bu yurtlar için bazen SİT alanlarını bazen Hazine arazilerini yapılaşmaya açmak, belediyelerin taşınmazlarını cüzi bedellerle vakfa tahsis etmek kamuya zarar veren eylemlerden değil midir?

Tersinden devletin Milli Eğitim Bakanlığından, Gençlik ve Spor Bakanlığından rol çalmak; hatta bunların asli vazifelerini bir vakfın üstlenmesi ve buradan rant elde etmesi kamu vazifesi midir?

Siyasi gücün devlet kadroları üzerinde basınç olarak kullanılması ve devletin her türlü imkânını vakfın yöneticilerine kullandırmak vakıf anlayışının neresine sığmaktadır?

Kamu yararı için vakıf mı yoksa vakıf çıkarına kamunun tüm imkanlarını seferber etmek mi, soru biraz da budur. İmanlı bir yeni nesil yetiştirme amacı taşıdığı iddiasındaki bir kurum için kamunun imkanlarının, toplumun parasının, devletin kurumsallığının sonuna kadar kullanılması meşru bir durum sayılıyor. TÜGVA yöneticilerinin işe dahi gitmeden maaşa bağlanmasında bir beis görülmüyor; hayatımızda duymadığımız iş alanlarında istihdam edilerek haybeden maaşa bağlanmaları kutsal davaya baş koyan bu kadrolara hak olarak görülüyor. Kamudaki kadro açıklarını TÜGVA referansına sahip bu acar kadrolarla doldurmayı hakkaniyete aykırı bulmuyorlar. Vakfa feda olmalı diyorlar; tarihi binalar, SİT alanları, imar izinleri, belediye imkanları ve Hazine yardımları.

Ve TÜİK’e göre ülkede 3 milyon 965 bin kişi işsiz. 15-24 yaş grubunu kapsayan genç işsizlik oranı %22,7. Üniversiteyi kazanan gençlerin en acil gündemi barınma sorunlarının çözüme kavuşturulması. Manidar değil mi?

Diğer yandan TÜGVA torpiliyle kamuda işe sokulan bu yeni nesil milyonlarca liralık arabalarıyla, özel AKP plakalarıyla ve bazen şampanya bazen uyuşturucu ile poz veriyorlar.

CHP Mersin Milletvekili Alpay Antmen’in TÜGVA’dan sızan rezaletleri Meclis Başkanı sıfatıyla Mustafa Şentop’a yöneltse de Şentop ilgili önergeyi sahibine iade ediyor. Aynı Şentop’un, TÜGVA Eğitim Merkezi resmi eğitimcisi olduğu da ortaya çıkıyor. Ve yine aynı Şentop, 2013’te Seviye Belirleme Sınavı’na manidar bir dershanede hazırlanarak tüm soruları doğru yanıtlayabilme başarısı gösteren bir evlada da sahip. [5]

Ortada bir suç unsuru varsa onu soruşturacakların da, gün yüzüne çıkarmakla mükellef olanların da zaten bu yapılanmadan geldiği; liyakat denilen kavramın yerini her yerde adamcılığın / suç ortaklığının aldığı kısır ve karanlık bir döngüye doğru adım adım yaklaşıyoruz.

“Asım’ın nesli”, 19 yıllık siyasal İslamcı iktidarın maddi manevi desteğini ardında bulunca; dönüştü Asım’ın neo-nesline. TÜGVA yöneticiye bakınca Asım’ın neo-nesli apaçık görülüyor.

 

NOTLAR

[1] TÜGVA Vakıf Senedi (2 Eylül 2013) http://tugva.org/vakif-senedi/

[2] Yap bağışı kap imarı! (30 Temmuz 2014) https://www.sozcu.com.tr/2014/gundem/yap-bagiyi-kap-imari-566919/

[3] TÜGVA yurtları istedi ve aldı (14 Ekim 2021) https://www.birgun.net/haber/tugva-yurtlari-istedi-ve-aldi-362011

[4] https://twitter.com/yavuzyilmazd/status/1450173149400682504, https://twitter.com/yavuzyilmazd/status/1450906108386848777

[5] İşte ‘1985’den beri FETÖ’yle mücadele eden’ Şentop (16 Mayıs 2019) https://gazetemanifesto.com/2019/iste-1985den-beri-fetoyle-mucadele-eden-sentop-yil-2013-stvde-birincilik-kutlamasi-264728/

Related Posts