BAE-Türkiye yakınlaşması: Kur krizinin ötesine geçen bölgesel yeniden konumlanışlar

Dergi Gündem Sayı 11 (Ocak 2022)

Erkin Öztok 

Geçtiğimiz ayın gündeminde kur kriziyle birlikte Birleşik Arap Emirlikleri(BAE)-Türkiye yakınlaşması önemli bir yer tuttu. Kur krizinin gölgesinde gerçekleşen yakınlaşmanın başat etmenini(hatta bazı değerlendirmelerde tek sebep olarak) kur kriziymiş gibi sunan değerlendirmeler medyanın büyük çoğunluğunda hakim oldu. Elbette bu yakınlaşmada Türkiye’nin yaşadığı kur krizi, bir hızlandırıcı veyahut katalizör olarak önemli bir etkiye sahipti. Fakat pek çok çevrede bütün sürecin bunun üzerinden açıklanmaya çalışılması, uzun yıllardır medyamıza ve düşünce dünyamıza egemen olan popülist sığlığın bir tezahürü oldu. İş sadece sıcak para bulmaya kalacak olsa Türkiye’nin BAE’den önce çalacak kapılarının olduğunu unutmamak gerekir.

Halbuki geçtiğimiz bir yıllık dönemde, ‘Arap Baharı’ndan beri Türkiye’nin gerilim yaşadığı Körfez ülkeleri, Mısır ve İsrail ile bir yumuşama, kesilen ilişkilerin yeniden kurulması süreci yaşanmaktaydı. Bu sürecin nedenlerini anlamak, AKP iktidarının 15 Temmuz darbe girişiminin en önemli destekçilerinden saydığı ve hükümetin bazı kirli işlerini ortaya döken çete lideri Sedat Peker’i halen elinde tutan BAE ile neden yakınlaşma sürecini başlattığını daha iyi anlamamızı sağlayacaktır.

BAZI MEVZİLERİ TUTMAYI BAŞARSA DA BÖLGEDE YALNIZLAŞAN DIŞ POLİTİKANIN ETKİSİ

Arap Baharı ile birlikte Ortadoğu’da AKP’yi rol model alan, Müslüman Kardeşler uzantısı partiler pek çok ülkede iktidara geldi. Emperyalizmin bir denemesi olarak devreye sokulan Ilımlı İslamcı yönetimler iktidara geldiği neredeyse bütün ülkelerde toplumla ve devlet yapısıyla ciddi uyuşmazlıklar yaşadı. Nitekim 2013 yazında Mısır’da İhvancı iktidara karşı yükselen halk hareketinin önünü kesmek ve ülkede tekrar statükoyu sağlamak için gerçekleşen darbe bu projenin sonu oldu. AKP iktidarı Müslüman Kardeşler’in iktidara geldiği süreci desteklerken, BAE-Suudi Arabistan cephesi ise emperyalizmin bölgesel planlarına karşı duran Suriye ve Libya örnekleri dışında bu sürecin karşısında yer aldı. Mısır’da gerçekleşen darbenin en büyük destekçileri de bu ikili oldu. AKP iktidarı, Müslüman Kardeşler’in iktidardan indirildiği bu sürecin ve destekleyenlerinin karşısında yer aldı. Bu da neredeyse bütün Ortadoğu’da AKP’nin rol model olmaktan yalnızlaşmasına doğru giden süreci doğurdu.

Diğer taraftan ise AKP iktidarı, bölgede belli gerilim alanlarına oynadı. Suriye’ye dönük emperyalist saldırganlığın enkaz kaldırma görevini üstlenerek sorunda söz sahibi hale geldi. BAE ve Suudi Arabistan ise Suriye’de sürecin dışına itildi. Son 2 yılda Suriye yönetimi ile ilişkilerini geliştiren BAE tekrar söz sahibi olmaya çalışsa da halen masada emperyalizm adına Türkiye’nin varlığı söz konusu. Müslüman Kardeşler ile yakın ilişkileri bulunan Katar ise diğer Körfez ülkelerinin yoğun ambargosuna ve saldırı tehdidine maruz kaldı. AKP iktidarı burada ambargoyu kıran ve askeri olarak Katar’ı destekleyen bir rol izledi. Bölgede varlığı azalan ABD’nin de etkisiyle Katar ile Suudi Arabistan arasında yumuşama dönemi başladı. Libya’da ise Rusya, BAE, Mısır ve Suudi Arabistan destekli güçler tarafından yok olmanın eşiğine getirilen Trablus hükümeti Türkiye’nin sağladığı askeri destek ile savaşı pat durumuna getirebildi. Libya’da yaşanan süreçte ABD’nin Trablus hükümetine yakın konum almasını da unutmamak gerek. Doğu Akdeniz’de ise Mısır, İsrail ve Yunanistan tarafından oluşturulan ittifak, Libya’daki gelişmelerin de  etkisiyle hedeflerine ulaşamadı.

Bütün bu gelişmeler sonucunda bölgede AKP siyasi olarak yalnızlaşırken, belli mevzilerde tutunabilmiş oldu. Dünyada yaşanan diğer gelişmelerin de etkisiyle ortaya bir pat durumu çıktı. Pat durumunu devam ettirmek ise özellikle BAE ve Türkiye için zararlı olmaya başladı. Türkiye’nin yaşadığı ekonomik sıkışma hali de, bölgede yaşanan yalnızlaşmanın politik etkilerinin yanında, önemli bir pazar ve sıcak para kaynağı olan Körfez ülkeleriyle ilişkileri geliştirme eğilimini arttırdı.

AYNI İPTE İKİ CAMBAZ: BAE-SUUDİ ARABİSTAN

BAE ile Suudi Arabistan 2000’li yılların ortalarından itibaren gelişme göstermekteydi. Fakat yaklaşık 10 yıllık bu süreç, 2016’dan itibaren tersine dönmeye başladı. Ekonomik ve politik gücünü sürekli artıran BAE bölgede daha fazla söz sahibi olma arayışına girdi. Suudi Arabistan ise petrole dayalı ekonominin sürdürülemez olduğunu görerek Dubai Modeli benzeri bir ekonomik arayışına girdi.

Gerginlik ilk olarak Yemen’e dönük Körfez ülkelerinin saldırısı sırasında açığa çıktı. Yemen’de daha etkin rol almak isteyen BAE’nin desteklediği Güney Geçiş Konseyi, Suudi destekli güçlerin elinde tuttuğu pek çok bölgeyi ele geçirdi. 2019’a geldiğimizde ise BAE koalisyondan çekileceğini açıkladı. BAE, Yemen’den çekilmemiş olsa da gerginlik ve yer yer çatışmalar halen devam ediyor.

Çekişmenin diğer boyutu ekonomi alanında yaşanmakta. Suudi Arabistan petrole dayalı ekonominin açmazlarını görerek ülkeyi Dubai Modeli’ne benzer şekilde finans ve ticaret merkezi haline getirmeye çalışıyor. Bunun için ise hem teşvik hem de cezalandırma politikalarına başvurmakta. Teşvik politikasında yabancı şirketlere yer, çalışan, vize, ticaret gibi alanlarda kolaylıklar var. Ceza olarak ise merkezlerini Krallığa taşımayan şirketlerin 2024’ten sonra kamu ihalelerine girmesinin önü kesilecek. Pek çok uluslararası şirketin merkezinin Dubai’de bulunduğu düşünüldüğünde bu BAE ekonomisi için ciddi risk oluşturuyor. Ülkeyi transit uçuşların merkezi yapma planı bulunan Suudiler, BAE ve Katar’ın bu alanda tanınmış havayolu şirketlerine karşı bir havayolu şirketine girmeye girişmiş durumda. Turizm alanında da ciddi yatırımlara girişen Suudiler, BAE’ye yılda turizmden dolayı kaptırdıkları 25 milyar doları geri alma derdinde. Burada da BAE’ye seyahatlari engelleyerek yaptırım yolunu kullanmaktalar. Petrol üretiminde ise BAE payını artırmak amacında. Bu sebeplerle, geçtiğimiz yaz gerçekleşen OPEC+ toplantılarına BAE-Suudi Arabistan gerginliği damga vurdu.

ABD’nin etkisi bölgede zayıflarken, hem Suudi Arabistan hem de BAE özellikle Çin’le ilişkilerini geliştirmekte. Çin yatırımları, BAE ekonomisinde önemli bir yer kaplar hale geldi. Diğer taraftan Çin’in askeri olarak BAE’de yer alma çabaları ABD’nin tepkisini çekiyor. ABD-İran ilişkilerindeki yumuşama, BAE’nin İran ile daha yakın ilişkiler kurmasını sağladı. Bu gelişmeler de Suudi Arabistan-BAE gerginliğini artıran etmenler.

BAE İLE YAKINLAŞMA VE OLASI RİSKLER

AKP iktidarı son 1 yıllık süreçte Ortadoğu’da eski hasımlarıyla yakınlaşma eğiliminde. Katar’a dönük ambargonun hafifletilmesi Suudi Arabistan ile ilişkilerin yumuşamasını sağlarken, Mısır ile üst düzey ilişkiler AKP iktidarı tarafından tekrar başlatıldı ve hızla ilerlemekte.

BAE ise Suudi Arabistan ile yaşadığı gerilim, yeni ve daha verimli ticaret yolları ihtiyacı gibi sebeplerle yeni ilişkiler kurma arayışında. İsrail ile geçtiğimiz sene İbrahim Anlaşması’na imza atan, bu sebeple çokça eleştirilen(AKP iktidarı tarafından da yüksek perdeden eleştiri almıştı) BAE burada aradığını bulamamış gözüküyor. BAE-İsrail arasında yapılması planlanan enerji koridoru şimdilik rafa kalkmış gözüküyor ve BAE’yi yeni arayışlara itiyor. Bu yeni arayışlarda da diğer bir ticaret, enerji yolu alternatifi olarak İran ve Türkiye’yi özellikle ön plana çıkarıyor. İran ile uzun süredir ilişkileri geliştiren BAE, geçtiğimiz yaz aylarından itibaren AKP iktidarıyla yakınlaşma sürecini başlattı. Yaşanan kur krizinin etkisiyle, önce BAE Veliaht Prensi el Nahyan Türkiye’ye gelerek AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüştü, 2 hafta sonra ise Çavuşoğlu BAE’ye giderek çeşitli anlaşmalara imza attı. AKP iktidarı Körfez’de yaşanan bu gerilimde BAE ile daha yakın durmayı, diğer taraftan ise Suudi Arabistan ile daha ılımlı ilişkiler kurmayı tercih etmiş görünüyor.

BAE son dönemde bölgede Suudilere karşı ağırlığını artırmak için ciddi problemleri olan İran gibi ülkelerle bile yakın ilişkiler kurmayı tercih ediyor. Fakat AKP iktidarı ile de benzer şekilde bazı çıkarlara dayalı kurulan bu ilişkilerin temelleri ciddi riskler barındırıyor.

BAE bölgede Türkiye’nin uzun süredir müttefiki olan Katar’a karşı Suudilerin aksine halen sert bir tutuma sahip. Aynı durum Müslüman Kardeşler için de söz konusu. İsrail ile BAE arasındaki ilişkilerin yakınlığı özellikle Türkiye kamuoyunda ciddi tepkilere sebep olan cinsten. Diğer taraftan ABD’nin hasımları ve rakipleri ile kurulan ilişkilere dair ABD tarafından tepkiler dillendirilmeye başlanmış durumda, bölgesel politikalarda AKP’nin ABD’nin dümen suyundan pek çıkmadığı bilinen bir gerçek. Bu bahsettiğim sebeplerden kaynaklı gerilimler ve önemli dönemeçlerde oluşacak görüş farklılıkları bu yakınlaşmanın geleceğine dair önemli riskler barındırıyor.

Related Posts