Pandemide dünya ekonomisine nasıl bakmalı?

Dergi Dosya Sayı 5 (Temmuz 2021)

Levent Madenci

Dünya ekonomisi denildiğinde genellikle ilk akla gelen dolara, Euro’ya, borsaya, Bitcoin’e ne olacağıdır, ancak bu yazının konusunu bu başlıklar oluşturmuyor. Bu başlıklara olan merak bankacılardan ve diğer finansçılardan topluma yayılmış durumda: Punduna getirip paradan para kazanmak. Böyle bir olasılık çoğu düşük ücretli olan işçi sınıfı için, hadi vakit kaybı demeyelim, olsa olsa önemsiz olabilir.

Dünya ekonomisi hayli karmaşık bir konu. Burada amacımız ise sadece bazı temel çizgileri çekmek. Bu karmaşık konuya girmeden önce yöntemle ilgili birkaç söz de söylemek gerekiyor. Aslında siyasetin konuları zaten karmaşıktır; düşünmeye toplum dediğimiz bütünden başlayabilirsiniz: Toplumu nasıl anlayacağız?

Bizim konumuzun sorusu ise şudur: Dünya ekonomisini nasıl anlayacağız? Daha önemli soru ise şudur: Sermayesi olanlar açısından değil işçi sınıfımız açısından nasıl anlayacağız? Çünkü sermayeniz olduğu zaman farklı bakarsınız, “fırsatları” kovalarsınız…

Bunlar zor sorulardır ve bilimsel yaklaşım gerektirir. Günlük bir algıyla, görünenle yetinemezsiniz. Ancak memleketimizde günlük yaşamdan siyasete kadar, her yerde bilimsel düşünce zayıftır maalesef; bıktırıcı bir düşünsel tembellik ise yaygındır (Dünyada da durum pek farklı değil ama bu ayrı bir konu). Kolay görünen, apaçık gelen fikirler hemen hâkim olur. Oysa “apaçıklıklar” bilime değil olsa olsa ideolojilere aittir. Hepimiz de bu büyük eksikliğin bedelini öderiz.

Bilimsel düşünce ise öncelikle kavramsal düşüncedir ve kavramların çok iyi tartışılması, geliştirilmesi, sonra da somut verilerle desteklenmesi gerekir. Niye gerekir? Çünkü bu titiz bilimsel çabayı göstermediğiniz zaman “ideolojik apaçıklıklar” kazanır; emekçiler vakit kaybeder, enerjileri dağılır, daha kötüsü yanılır, aldanırlar. Çünkü hakikat maalesef her zaman görünenin arkasındadır, kendini kolay ele vermez. İnsanlık ise sermayenin egemenliğinde Marx’ın deyimiyle henüz tarih öncesini yaşamaktadır; halen yarı karanlıktayız. O yüzden kılı kırk yarmaya devam etmemiz gerekiyor.

Eğer bilinemezcilikle yetinmeyecekseniz hakikate ulaşmak için iki yol benimseyebilirsiniz: Kolay olan mistik yolu tercih edip evrene, yıldızlara, şeyhlere, çok bilen arkadaşlarınıza, liderlere, gazetecilere, olmadı aile büyüklerinize, anne babanıza sorabilirsiniz veya zor olan bilimin yolunu tercih edip uzun bilimsel metinler okursunuz (Yeni Ülke dergisinin okurlarına ilginç gelecek bir bilgi vereyim: Lenin’in toplu eserleri 35 bin sayfadır).

Sosyal bilimlerin tarihindeki yerlerini kimsenin inkâr etmediği Marx ve Engels bu yüzden kendi sosyalizm anlayışlarını bilimsel sosyalizm olarak adlandırıp diğer sosyalizm anlayışlarından ayırmak için ömürlerini vermişlerdir. Sadece bir kavram üzerine, Kapital yani sermaye kavramı üzerine Marx hayatının neredeyse 30 yılını vermiştir…

Bu yazıda bilimsel yöntemden yararlanırken kritik bir noktaya daha işaret etmek isterim. Bilimsel faaliyet arızi, geçici, rastlantısal olan ile deterministik yani belirleyici, yapısal olanı ayırt etmekle çok ilgilidir. Çok basit bir örnek verirsek bazen hava çok bulutlanır veya güneş tutulması olur ve güneş görünmez olur. Yine de gündüzdür çünkü esas olan dünyanın güneşin etrafında ve kendi ekseni etrafında dönmeye devam etmesidir. Bunların düzenliliğinin ardındaysa hiç şaşmayan görünmez bir yasa vardır: Çekim yasası. Çekim yasası güneş, dünya ve diğer gezegenler gibi kütlelerin bir anlamda gücüdür. Devasa kütlesiyle güçlü olan güneş diğerlerini kendine tabi kılmıştır…

PANDEMİDE DEVLET MÜDAHALELERİ

Pandemide yoğun devlet müdahaleleri kafa karıştıran örneklerden biri olmuştur. Devletler para politikası adı verilen, günümüzde kapitalist ülkelerin çoğunda merkez bankalarına verilmiş bir araçla bolca para yarattılar. Buna parasal genişleme deniyor. Böylece likidite yani kredi imkânı sağlanmış olur. Devasa ekonomik büyüklüğü ile ABD bunu yapanların başında geliyor. The Wall Street Journal (WSJ) ABD’de pandemide yaratılan para miktarının yaklaşık 3 trilyon dolar olduğunu belirtiyor ki bir önceki kriz olan 2007 krizinden sonra bu rakam 1.3 trilyon dolar olmuş.

Bir de devletlerin mali politika diye araçları var. Yani ellerindeki fonlardan ve bütçeden yaptıkları harcamalar. Türkiye’de kredi garantileri, Kısa Çalışma Ödeneği (KÇÖ), doğrudan ödemeler, hibeler, vergi ertelemeleri vb. bunun örnekleridir. Uluslararası Para Fonu (IMF) tarafından bu mali politika araçlarının bütçeye maliyetinin Türkiye’de milli gelirin %3,3’ü oranında olacağı belirtiliyor. ABD’de ise bu maliyet %4,4 olarak belirtiliyor. Önceki 2007 krizinde ise ABD’de bu %2,4 imiş (WSJ). WSJ bu parasal ve mali müdahalelerin ABD’de daha önceki krizlerden daha fazla olduğunu ifade ediyor.

Bu yazıda yapmayacağım ama, kimin kafasının karıştığını isim vererek ve polemik yaparak göstermek doğru olurdu. Ülkemizde bilimsel düşünce noksanlığına paralel olarak bu da yerleşmiş bir eksikliktir. Solda polemiğe girmemek gibi anlamsız bir düstur yayılmıştır. Oysa Marx, Engels ve Lenin tarihin en büyük polemikçilerindendir. Bütün kitapları aslında birer polemiktir: Kapital’den Emperyalizm’e kadar. (Kimlerle polemik yaptıklarını araştırmayı ise okuyucuya bırakıyorum. Ama bir tane örnek vereyim: Engels Anti-Dühring kitabını doğrudan Bay Dühring’e karşı yazmıştır.)

Konumuza dönersek, yoğun devlet müdahalelerinin ardından dünya ekonomisi toparlanıyor görünüyor. Raporlar aşılamanın hızlandığı ikinci çeyrekte özellikle toparlanmaya işaret ediyor (Dünya Bankası-World Bank). Bu toparlanmada iki dev ekonominin, ABD ve Çin’in önemli bir rolü var. Bu ülkelerde ve aslında tüm diğer ülkelerde devletlerin yoğun müdahaleleri pandeminin etkisini hafifletmeye yaradı.

Bu durumda ortalıkta kapitalizmin kendini düzeltebileceğine dair umutlar yeşeriyor. Bu yazıda sadece bunu biraz tartışmak istiyorum. Çok ve şu an aslında tek ihtiyaç duyduğumuz şey olan bilimsel canlanma için belki mütevazı bir katkı olur umuduyla.

Zaten ne zaman devletler kesenin ağzını açsa, 2. Dünya Savaşı sonrası refah devleti/sosyal devlet uygulamaları akla geliyor. Baştan söyleyeyim: Bu bir gerçeklikten ziyade daha çok bunu diyen küçük burjuva yazarların temennilerini yansıtıyor. Küçük burjuvalar derin sorgulamaları sevmezler; statükoyla kendi maddi hayatlarından kaynaklanan organik bağları vardır. Düşünsel anlamda umutlarını ifade eden eski sığ fikirlerle geviş getirmeyi severler. Ama işte bilmiş de görünürler…

NEOLİBERALİZM GEÇER Mİ?

Geçmez çünkü çok güçlü bir sermaye kesiminin çıkarlarını yansıtıyor: Finans kapitalin. Tam da Lenin’in ne kadar tehlikeli ve asalak olduğunu her fırsatta yazdığı, anlattığı ama nedense günümüz solcularının dünyayı anlamaya çalışırken bir türlü bir yere koyamadıkları ve çoğunlukla es geçtikleri sermaye kesimi. Bu sermaye kesimi çok güçlüdür çünkü tekelleşmiş kapitalist düzenin tekelci mülkiyetini temsil ediyor, hatta elinde tutuyor. Bir araştırmaya göre 43 bin Çok Uluslu Şirketin %80’ini, Goldman Sachs gibi çoğu finans kuruluşu olan 737 şirket kontrol ediyor (Nature). Bu finansal kuruluşlar en zengin %1’e hatta ‰1’e hizmet ediyor ki ABD’de servetin neredeyse üçte biri en zengin %1’e ait. İngiltere’de ise toprağın yarısı nüfusun %1’ine ait (Guardian). Bu kadar güç kazanmış bir sermaye kesiminin ciddi bir tehdit görmedikçe kendini gönüllü olarak sınırlayabileceğine siz inanır mısınız?

Bu sermaye kesimi aynı zamanda oldukça asalak. Çünkü sadece menkul kıymetleşmiş/metalaşmış mülkiyetle (hayali sermaye) tekelci kârlar kazanıyor, tüm diğer orta ve küçük mülk sahipleri ve tabi işçi sınıfı pahasına. Lenin bu tipleri “kupon kırparak yaşayanlar” diye tarif eder yani ellerindeki değerli kâğıtlardan (menkul kıymetler: bonolar, tahviller, hisse senetleri) para kazanıyorlar; çoğu zaman bir şey yapmalarına gerek yok çünkü onlar yerine finans yöneticileri (CEO’lar) bu işleri yüklü ödüllerle hallediyor.

Bu yüzden geçici olan neoliberalizm değil refah devleti dönemiydi. Tabi, böyle bir ödünü finans kapital neden vermişti sorusu akla gelebilir. Cevap ise küçük burjuva yazarların anmayı pek sevmediği basitlikte: SSCB önderliğindeki reel sosyalist bloğunun varlığının oluşturduğu tehdit. Dünya 1917’den itibaren ciddi bir devrimci dönem yaşadı ve ortaya güçlü bir sosyalist blok çıktı; devrimi durdurmak için ödün vermek dışında bir yolları yoktu. Ta ki 1970’lerde karşı saldırıya geçene kadar. 1970’lerde karşı saldırıya geçtiler ve başarılı oldular… Buna da neoliberalizm denildi.

Emperyalizm terimi de sıkça bir geviş malzemesidir solda, o yüzden içi boşalmıştır. Oysa bu melanetin özünün finans kapital olduğunu söylemekten Lenin’in dilinde tüy bitmiştir.

Solcularımız kavramsal/teorik olarak anlayamadığı bu asalak gücü belki sinemayla biraz anlayabilirler. Bu güç somut olarak Wall Street’le temsil ediliyor. Ve Wall Street’in Amerikan siyasetindeki muazzam ve neredeyse hukuk üstü etkisini anlatan çok güzel belgeseller var artık: Michael Moore’un Kapitalizm: Bir Aşk Masalı, Netflix’te yayınlanan Kapitalizmi Kurtarmak, Inside Job belgeselleri gibi. Tüyleriniz diken diken izleyebilir ve dünyayı kimin yönettiğine dair Mason, Yahudi vb. saçmalıkların ötesine geçebilirsiniz…

TOPARLANMA ANCAK…

Mevcut toparlanma, kapitalizmdeki diğer her şey gibi son derece eşitsiz yaşanıyor, ülkeler ve sınıflar arasında. Düşük gelirli diye anılan az gelişmiş kapitalist ülkeler için durumun ne kadar zor olduğunu yukarıda andığımız raporunda Dünya Bankası bile belirtiyor.

Finans kapitalin egemenliğindeki dünyada devletler artık sosyal devlet falan değiller. Raporun da belirttiği gibi eninde sonunda desteklerini azaltacaklar. Şu anda bile artan yoksulluk daha da artacaktır. Ertelenen iflaslar ve işten çıkarmalar önümüzdeki dönemde büyüyen sorunlar olacaklar. Öte yandan destekler kendini artan fiyatlarda yani enflasyonda gösteriyor. Dolayısıyla reel olarak destekler kâğıt üzerinde göründüklerinden zaten daha küçükler. Bu durumda virüsü bilemem ama tekrar bir ekonomik durgunluk dalgasının gelme ihtimali var…

EMPERYALİST SİSTEMDE GERİLİMLER

Emperyalist sistemde her ülkenin egemen sınıfı az çok güce sahiptir ve üretilen artı değerden pay almak ister. Lakin gücü ölçüsünde pay alabilir.

ABD’nin yeni başkanı Biden gerilimleri azaltma gündemine sahip görünüyor. Ancak dünya ekonomisindeki temel bir gerçek, tansiyonun bitmesine izin vermeyecek: Asya, özellikle doğu ve güneydoğu Asya başat emperyalist ülkeler için adeta bir tekelci rant ve artı-değer emme merkezi. Buralarda Batılı ve Japon tekellerin ciddi yatırımları var. Ancak Çin burjuvazisi de güçlüdür ve daha da güçlenmenin yollarını aramaktadır: Kuşak ve Yol gibi projeleri böyle okumak gerekir. Elbette bölgede güçlü Çin burjuvazisiyle çekişme olması kaçınılmaz…

SONUÇ YERİNE

Bunlar dünya ekonomisinin bazı belirleyenleridir, yapısaldırlar ve bunları sürekli tartışmaya açmanın, geviş getirmenin âlemi yoktur; kafa karıştırır ve enerji çalar. Solun siyasi olarak her zaman odaklanması gereken tek bir şey vardır: Akıp giden somut durum ve işçi sınıfının bu somut durumdaki uzlaşmaz (eskiden antagonistik denirdi) çıkarlarıdır. Yazık ki pandemi mezbahasında (*) yine işçi sınıfı topluca bindiği taşımada ve hiç durmayan imalat sektöründe, kargo gibi hizmet sektörlerinde kurban edilmiştir. Kapitalist mezbahayı belki iyi şeyler de olur (sosyal devlet geri gelir, sosyal demokrasi güçlenir, finans sistemi demokratlaşır, Avrupa Birliği hesap sorar…) diye çiçeklerle süslemenin adını siz koyun… Ha mezbahada sosyalizm/komünizm rüyalarına dalmanın da…

(*) Mezbaha benzetmesi Marx’a aittir.

 

KAYNAKÇA:

Guardian (2019). Half of England is owned by less than 1% of the population, https://www.theguardian.com/money/2019/apr/17/who-owns-england-thousand-secret-landowners-author

IMF (2021). Policy Responces to COVID-19, https://www.imf.org/en/Topics/imf-and-covid19/Policy-Responses-to-COVID-19#T

Nature (2011), Control of the super-corporations, http://www.nature.com/nature/journal/v480/n7378/full/480417e.html

Lenin, V.I. (1917). Emperyalizm: Kapitalizmin En Yüksek Aşaması, Sol Yayınları

World Bank (8 Haziran 2021). https://www.worldbank.org/en/news/feature/2021/06/08/the-global-economy-on-track-for-strong-but-uneven-growth-as-covid-19-still-weighs

WSJ: Wall Street Journal (2 Haziran 2021). https://www.wsj.com/articles/the-economic-recovery-is-here-rebound-jobs-stock-market-unemployment-biden-aid-package-11622642152

Related Posts