Sema Aydın
8 Mart bugün pek çok ülkede kadınlar günü olarak kabul görmektedir. 1975 yılında Birleşmiş Milletler tarafından 8 Mart’ın Dünya Kadınlar Günü olarak kabul edilmesinin ardından, egemen sınıflar, bu günü sivil farkındalık günü şeklinde gündeme almaya başladı.
Reel Sosyalizmin çözüldüğü ve dünya genelinde işçi sınıfı mücadelesinin geriye çekildiği son çeyrek asırda, tarihin sermaye sınıfı tarafından tahrip edildiği bir zeminde, yeni bir 8 Mart anlatısıyla karşı karşıyayız. Sınıf mücadelelerinden soyutlanmış, kapitalizmin tüketim alışkanlıkları ile bulaşık, kadın hakları makyajı ile süslenmiş bir 8 Mart elbette sermaye sınıfı için bir nimet olarak görülmektedir.
Ancak onca çaba ne sınıfsal çelişkilerin üstünü örtmeye, ne de tarihsel gerçekleri çarpıtmaya yetmemektedir. Özellikle son yıllarda kapitalizmin dünya ölçeğinde yaşadığı sıkışma ve işçi sınıfının kazanılmış haklarının budanması, 8 Mart’ın sınıfsal karakterinin daha güçlü bir zemine oturmasına da vesile olmaktadır.
8 MART’IN TARİHİ: KOMÜNİST BAYRAMI KUTLAMAK SERMAYE SINIFINA MI KALDI?
8 Mart’ın nasıl ortaya çıktığına ilişkin tarihte farklı kimi dönüm noktalarına işaret edilir. Yaygın bilinen anlatı 8 Mart’ın, 1857 yılında ABD’nin New York kentinde on binlerce tekstil işçisi kadının greve çıktığı ve bu grevler esnasında çıkan yangında ölen 129 işçi kadının anısına atfedildiğidir. Bazı kaynaklar ise bu anlatının tarihsel belgelerde yer almadığını, bahsi geçen yangının 1911 yılında New York’ta Triangle Gömlek Fabrikasında gerçekleştiği ve bu yangında çoğunluğu kadın 146 işçinin hayatını kaybettiğini ortaya koymaktadır. Her iki anlatının ortak paydası ise kapitalizmin emek düşmanı yüzünü, yoğun sömürü koşullarını ve sömürüye karşı işçi sınıfının direncini ifade etmesidir. Her iki kaynakta da işçi sınıfının mücadelesinin şekillendirdiği bir tarihten söz ediyoruz. Tesadüf değil, 1800’lü yılların ortaları ve 1900’lü yılların ilk yarısı işçi sınıfı mücadelesinin yükseldiği, sosyalist hareketin güçlendiği ve köklü dönüşümlerin devrimlerin yaşandığı yıllardır. Sosyalist hareket köklü bir toplumsal dönüşümün, devrimin yolunu döşerken tarih boyunca ikincil konuma itilen kadınların eşitliğini de amentüsüne yazmıştır.
Sosyalist kadın hareketi bu yıllarda emekçilerin diğer taleplerinin yanı sıra kadınların oy hakkı, eşit işe eşit ücret talebi ve insanca çalışma koşulları için mücadeleyi örgütlemiş, bu talepler emekçi kadınlar arasında çok hızlı karşılık bulmuştur.
İlk olarak Amerikan Sosyalist Partisi 1909 yılında Şubatın son haftası ulusal çapta bir kadınlar günü örgütlemiş, kadınların taleplerini sokaklara taşımıştır. Bir yıl sonra 1910 yılında toplanan ikinci Uluslararası Sosyalist Kadın Konferansı’nda ise bütün ülkelerde kadınların ortak bir mücadele günü ilan edilmesi Clara Zetkin’in öncülüğünde benimsenmiş, ancak kesin bir tarih belirlenmemiştir. İlerleyen yıllarda işçilerin grev ve eylemleri ile şekillenen değişik tarihlerde kutlamalar yapılmıştır. Ta ki 1917 yılında Birinci Paylaşım Savaşı’nın yarattığı yıkıma karşı sokaklara dökülen Petrogradlı kadın işçilerin eylemlerine kadar. Bu eylemler bir süre sonra Çar’a karşı isyana dönüşmüş ve Rusya’da Şubat Devrimi’nin önünü açmış, süreç Ekim Devrimi ile taçlanmıştır. Ekim Devriminden sonra Petrogradlı işçi kadınların eylemleri ve devrimin öznesi olan işçi kadınların mücadelesine atıfla 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü ilan edilmiştir.
Bu uzun tarihsel kesiti her yıl tekrar tekrar hatırlamanın önemli olduğu açık. 8 Mart’ın sınıfsal karakteri ve sosyalist kadın hareketinin örgütlü mücadelesinin de ürünü olduğu yeniden ve yeniden hatırlanmalıdır. Sosyalist hareketin henüz emekleme aşamasında olduğu dönemlerden itibaren kadın sorununu irdelediği ve büyük kalkışmaların önünü açtığı, kadınların eşitliği için muazzam bir zemin yaratıldığı da… İki nedenle. Birincisi bu tarihin üzerini örten sermaye sınıfının sahte kadın hakları savunuculuğuna ve 8 Mart’ı sulandırmasının önüne geçmek için. İkincisi bu tarihi yok sayarak kadın mücadelesini kimlik siyasetine sıkıştırmaya çalışan ve en hafif tabirle manipüle etme gayretinde olan liberal yaklaşımların tuzağına düşmemek için.
PATRON KADINLAR KADIN HAKLARINDAN NE ANLIYOR?
Sermaye sınıfının emekçilerin örgütlü mücadelesine karşı en güçlü silahı baskı ve zor aygıtları değil, sınıf siyasetini bulanıklaştıran ideolojik aygıtlarıdır. Kadınların kapitalizm koşullarında yaşadıkları sömürü ve ayrımcılık uzun zamandır doldurulması gereken bir alan olarak burjuvazinin kadrajındadır. Kadın istihdamını arttırma, kadın girişimcileri destekleme, hatta kadın hakları savunuculuğuna soyunan çok sayıda patron kadın ‘’iyi niyet’’ temennileriyle ekranlarda arzı endam ediyor. Yılın en başarılı iş kadınları, Türkiye’nin güçlü kadınları imajıyla kendimizi özdeş göreceğimiz figürler yaratılıyor.
GÜLER SABANCI’DAN EŞİTSİZLİKLERE KARŞI HAYIRSEVERLİK ÇAĞRISI
Türkiye’nin en büyük sermaye gruplarından biri olan Sabancı Holding yönetim kurulu başkanı Güler Sabancı, geçtiğimiz günlerde yayınladığı bir mektup ile hayırseverlik çağrısı yaptı. ‘Daha iyi bir dünya için hayırseverlik’ başlığıyla yayınlanan mektupta şu ifadelere yer veriyor Güler Sabancı: “Hem gezegenin hem de insanlığın geleceğinin tehdit altında olduğu bu dönemde gelir dağılımında, toplumsal cinsiyette, aşıya erişimde ve iklim acil durumunun tetiklediği gıdaya erişimde eşitsizliklere tanık oluyoruz. Salgının zor kazanılan derslerinin herkes için daha eşit bir geleceğe ulaşmak adına önemli bir fırsat olduğunun farkına varmalıyız.’’ Pandemi sürecinin eşitsizlikleri arttırdığının altını çizen Güler Sabancı’nın başında olduğu sermaye grubu pandeminin ilk yılı 2020’de karını yüzde 69 oranında arttırırken, 2021 yılının ilk 9 ayında net karını 5 milyar 773 milyon lira olarak açıkladı.
Sabancı Holding pandemi sürecinde büyümeye ve karlarını katlamaya devam ederken milyonlarca emekçi işsizlik ve salgın ile baş başa bırakıldı. Böylesi bir tabloda toplumsal cinsiyet eşitsizliğinden dem vurmak ancak bilinçli bir manipülasyon olabilir.
Öte yandan bugün milyonlarca emekçinin belini büken elektrik faturalarındaki artışın en temel nedeni enerji piyasasındaki özelleştirmelerdir. Güler Sabancı bu pastadan da en büyük payı alan EnerjiSa’nın ganimetleriyle zenginleşmeye devam ederken elektrik faturasını ödeyemeyen emekçi kadınlarla toplumsal cinsiyet kılıfıyla aynı sorunları paylaştığını öne sürüyor. Enerjisa 2020 yılında 1 milyar 87 milyon lira kar ederken, 2021 yılındaki karı ise Kasım ayına kadar olan dönemde 1 milyar 597 milyon oldu. Emekçi kadınların ceplerinden boşaltılan paralar yine Güler Sabancı’nın kasasına akmaya devam ediyor.
TÜRKİYE’NİN “EN GÜÇLÜ 50 İŞ KADINI” ARASINDA YER ALAN İPEK ILICAK VE RÖNESANS HOLDİNG’İN İNŞAAT İŞÇİLERİ
Çeşitli sermaye kuruluşları tarafından başarılı, güçlü gibi imajlarla kadınlara örnek olarak gösterilen isimlerden biri de Rönesans Holding Yönetim Kurulu Başkanı İpek Ilıcak Kayaalp. Fark yaratan kadınlar listesinde sosyal sorumluluk lideri seçilen, 40 yaş altı ‘’başarılı’’ yöneticiler listesinde birinci sırada yer alan Ilıcak, en etkili 30 iş kadını listesinde ve “en güçlü” 50 iş kadını listesinde yer alıyor. Başarı ve güç kriterleri elbette sermaye gruplarının karları ve sömürü oranları ile doğrudan ilişkili. Ancak başarı ve güç kadın ile özdeşleştirildiğinde sömürü cilalanır ve üstü örtülür. Bütün bu kariyer tanımlamalarının üzerinde yükseldiği Rönesans Holding, inşaat işçilerinin kölelik koşullarına mahkum eden çalışma koşulları ve AKP döneminde büyük karlar elde etmesi ile biliniyor. Kamu-özel işbirliği ile yapılan hastanelerin projelerini alan Rönesans Holding pek çok işyerinde inşaat işçilerine verdikleri kötü yemekler, uygun olmayan barınma koşulları ve kötü çalışma şartları ile ünlenmiştir aynı zamanda. İnşaat işçilerinin kötü çalışma koşullarına karşı eylemleri de gündemden hiç düşmüyor.
KADIN GİRİŞİMCİLİĞİ VE ‘İYİLİK’ HAREKETİNDE BİR BAŞKA SERMAYEDAR: ÜMİT BOYNER
Kadın haklarını dilinden düşürmeyen bir diğer isim, patron kulübü TÜSİAD yöneticiliği de yapmış olan Ümit Boyner. Kadına yönelik şiddet konusundaki açıklamaları ile bildiğimiz Boyner, aynı zamanda kadın girişimciliğini de destekliyormuş. Ayrıca kriz ile birlikte emekçiler yoksullaşırken zenginleşen Boyner Holding “askıda iyilik” projesi ile imajına iyilik makyajı ekliyor. Pandemi döneminde Boyner mağazalarında çalışan işçiler çalışma saatlerinin uzunluğu, yıllık izin haklarının gasp edilmesi ve mobinge karşı eylem başlatırken, Boyner pandeminin ilk 6 ayında müşteri sayısını yüzde 40 arttırdığını açıkladı. Bir kez daha sömürü, girişimcilik ve iyilik kılıfı ile örtülmekte, mağaza çalışanı kadınlar en temel haklarından yoksun bırakılırken “kadın hakları” patron kadınların argümanı olmaya devam ediyor.
TÜRKİYE’NİN “EN SAYGIN MELEK YATIRIMCILRINDAN” AHU SERTER
Kadın istihdamını destekleme ve girişimcilik konusunda iddialı bir başka isim Ahu Büyükkuşoğlu Serter. Fark Holding yönetim kurulu başkanı olan Serter, kadınlara verdiği tavsiyelerle de gündemde. “Kadınlar, ışığınızı söndürmelerine izin vermeyin, hayallerinizden vazgeçmeyin, beğenmediğinizi değiştirin, kadınlar birbirini yukarı çekecek’’ gibi beylik laflar etmeyi pek seven Serter, kadınlara esas bakışını ‘’en iyi yatırım aracı kadındır” sözleriyle özetliyor. Kadınları ucuz işgücü olarak gören kapitalizmi hakkıyla anlamış olan Serter, kadın emeğinden nasıl kar edileceğinin bilinciyle ve rahatlığıyla konuşmaktadır. Ahu Büyükkuşoğlu Serter’in patroniçesi olduğu Farplas’ta işçiler günlerdir en temel ücret, çalışma hakları ve sendikal hakları için direnişte. Direnişin ön safında ise işçi kadınlar yerini almış durumda. Kadın dostu olarak lanse edilen Serter söz konusu sınıf çıkarları olunca kadın erkek ayrımı yapmaksızın işçilerin üzerine polisi gönderiyor. Kadınlara güçlü olma nağmeleri okuyan Serter, güçlü olmak için sendika örgütleyen işçi kadınları işten atmakta tereddüt etmiyor.
KADIN MÜCADELESİ SINIFLAR ÜSTÜ VE CİNSİYET BİRLİĞİNE DAYANAN BİR EKSENDE TANIMLANAMAZ
Ekonomik krizin derinleştiği, yoksulluğun arttığı bu günlerde işçi sınıfının farklı bölmelerinin direnişi ve mücadelesi sınıf siyasetinin önemini ve gerekliliğini ortaya koyuyor. Sınıf siyasetinin arkaik görülerek, sınıf mücadelelerinin yerine kimliklerin ikame edilmesi sahte kadın hakları savunuculuğuna ve en temel haklarımızın gaspına kılıf üretilmesinin aracı haline dönüşüyor.
Kadınların yaşadıkları sorunlar, maruz kaldıkları ayrımcılık sınıfsal ve toplumsal konumlarından bağımsız değildir. Bugün işsizliğe, pahalılığa, zamlara, düşük ücretlere isyan eden kadınlar ile bizzat sömürücü sınıfın mensubu olan patron kadınların çıkarları bir olmadığı gibi karşıttır. Kadın mücadelesini kimlik siyasetine hapseden, kadın girişimciliğini kutsayan, bilerek ya da bilmeyerek salt ‘’güçlü kadın imajı’’ ile sermayenin kadınlarıyla özdeşleştiren yaklaşımlar reddedilmelidir.
Emekçi kadınlar sınıf tavrını koyarak örgütlendiğinde güçlüdür.

