Dr. Atilla Özsever

12 Mart 1971 tarihli muhtıranın verilişinden bu yana 50 yıl geçti. Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), emir komuta zinciri içerisinde 12 Mart 1971 tarihinde yayınladığı bir muhtırayla Demirel hükümetinin istifasını istedi. Muhtırada, “partiler üstü bir anlayışla (…) mevcut anarşik durumu giderecek ve Anayasanın öngördüğü reformları Atatürkçü bir görüşle ele alacak (…) bir hükümetin demokratik kurallar içinde teşkili zaruridir. Bu husus süratle tahakkuk ettirilmediği takdirde, Türk silahlı Kuvvetleri kanunların kendisine vermiş olduğu Türkiye Cumhuriyeti’ni korumak ve kollamak görevini yerine getirerek idareyi doğrudan doğruya üzerine almaya kararlıdır.” ifadesi yer alıyordu.

Muhtırayı genelkurmay başkanı ile birlikte üç kuvvet komutanı imzaladı, ardından hükümet istifa etti. Yerine partiler üstü Nihat Erim hükümeti kuruldu.

12 MART ÖNCESİ TÜRKİYE

12 Mart sürecine gelişte nasıl bir Türkiye vardı? 27 Mayıs 1960 darbesi sonrasında halkın onayına sunulup kabul edilen 1961 Anayasası, belli ölçüde demokratik hak ve özgürlükleri sağlayan, sendikal haklar tanıyan, sosyal devlet ilkesini benimseyen, kuvvetler ayrılığı anlayışını öngören bir nitelik taşıyordu.

Bu özgürlükçü demokratik ortam içinde işçi ve gençlik mücadelesi de yükselme sürecine girmişti. Sosyalist eğilimli Türkiye İşçi Partisi (TİP), 1965 seçimleri sonrasında 15 milletvekili ile parlamentoya girmiş, etkili bir muhalefete başlamıştı. 1967 yılında kurulan Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) da, sendikal hayatta önemli bir çıkış yapmıştı. Grevler, fabrika işgalleri, toplu sözleşmeli sendikal bir hayat giderek etkinlik kazanıyordu.

Öğrenci gençliği de önce üniversitelerde eğitim reformu talepleriyle harekete geçti, ardından 6. Filo’ya karşı anti-Amerikancı eylemlere başlayıp daha siyasal bir niteliğe büründü. Devrimci öğrenci gençliği, işçi ve köylü eylemlerinde de rol almaya başlamıştı.

Kuşkusuz dünyadaki ilerici, devrimci hareketler de Türkiye’deki ortamı etkiliyor, Fransa’daki öğrenci olayları, ABD’de Vietnam işgaline karşı yapılan eylemler, Küba Devrimi gibi olaylar da etkileyici faktörlerin başında geliyordu.

Gençlik eylemleri sırasında sağcı komandoların şiddeti, güvenlik güçlerinin devrimci gençlere sert müdahalesi ve çatışmalar ölümlere de yol açıyordu.

EKONOMİK MODELİN TIKANMASI

Ekonomik anlamda “ithal ikameci” dediğimiz model ise, 1970’lere doğru tıkanmaya başlamıştı. Montaj sanayi üretiminin belli bir doyuma ulaşması, stokların artması, maliyet yüksekliği karşısında işverenlerin düşük ücret önerileri ve grevler birbirini takip ediyordu.

Adalet Partisi (AP), Hükümeti, sendikal hareketi kontrol etmek için 1317 sayılı bir yasa çıkardı, özellikle DİSK’in gelişmesinin önüne geçilmek isteniyordu. Bu durum 15-16 Haziran 1970’te büyük işçi direnişine yol açtı. İşçiler, İstanbul ve Kocaeli başta olmak üzere birçok ilde eyleme geçti, fabrikalar işgal edildi, miting ve yürüyüşler yapıldı. Sonunda sıkıyönetim ilan edildi, çok sayıda DİSK yöneticisi tutuklandı.

27 Mayıs karşıtı olarak bilinen AP, 1965 ve 1969 seçimlerinde tek başına iktidara geldi. AP, sanayi ve ticaret burjuvazisi, esnaf, tarım kesimi ve toprak ağalarından oluşan egemen sınıf bloğunu tek bir partide toplayabiliyordu.

Ancak ekonomik kriz, 1970 devalüasyonu sermaye kesiminin fraksiyonları arasında çıkar ve güç çatışmasına yol açtı. Sanayi ve ticaret burjuvazisi arasında bir güç çatışması oluyordu. Bu durum siyasal yaşama da yansıdı.

SİYASAL KRİZ

11 Şubat 1970’de TBMM’de yapılan bütçe oylamasında 41 AP’li, Demirel Hükümeti aleyhine oy kullandı ve hükümet düştü. Demirel yeniden hükümet kurdu ancak 18 Aralık 1970’te AP’den ayrılan 26 milletvekili Demokratik Parti’yi kurdu. Bu parti daha ziyade ticaret, tarım ve esnaf kesimine dayanıyordu. Bu arada Necmettin Erbakan’ın liderliğinde Milli Nizam Partisi (MNP), adıyla İslamcı eğilimli ve daha ziyade Anadolu sermayesine dayanan bir parti daha kuruldu.

19 Ocak 1971 tarihinde ise AP, Meclisteki salt çoğunluğunu yitirdi ve Demirel’in siyasi gücü de iyice zayıfladı.

Öte yandan Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), içinde de bir huzursuzluk söz konusuydu. Ordu, AP’yi 27 Mayıs karşıtı bir güç olarak tanımlıyordu. Bir grup deniz subayı, 1969 yılında bir bildiri yayınlayarak gençlerin öldürülmesini kınadı. Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Muhsin Batur da 1970 yılında Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’a bir mektup göndererek ekonomik ve sosyal bunalıma dikkati çekti.

MUHTIRA VERİLİYOR

Yine ordu içinde cuntasal faaliyetler gelişiyordu. Bir takım “sol” Kemalist cuntalar örgütlenme ve askeri müdahale hazırlığı içinde bulunuyorlardı. Ancak TSK, cunta girişimlerini daha harekete geçmeden bertaraf ederek emir komuta zinciri içerisinde tavrını ortaya koydu. Ordu, muhtıra ile Demirel hükümetinin istifasını sağladı. Artık Türkiye yeni bir darbe sürecine giriyordu. İlk etapta ordu içerisinde bir “temizlik harekâtı” başlatıldı, beş general, bir amiral ve 35 albay emekliye sevk edildi. 12 Mart sürecinin tümünde 600 dolayında subay ve askeri öğrenci ordudan tasfiye edildi. Nihat Erim başkanlığında kurulan partiler üstü hükümet, 26 Nisan 1971’de İstanbul, Ankara ve İzmir başta olmak üzere 11 ilde sıkıyönetim ilan etti, sol kesime yönelik bir baskı dönemi başladı. 17 Mayıs 1971’de İsrail’in İstanbul Başkonsolosu Elromun kaçırılması ve ölü bulunması üzerine tutuklamalar genişledi, çok sayıda aydın, sendikacı ve ilerici, devrimci kişiler gözaltına alındı.

Silahlı mücadeleye başlayan devrimci örgütlerin üzerine gidildi, Türkiye Halk Kurtuluş Partisi ve Cephesi (THKP-C) liderlerinden Mahir Çayan ve dokuz arkadaşı Kızıldere’de,  Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THKO),  liderlerinden Sinan Cemgil ve iki arkadaşı da Nurhak’da güvenlik güçlerince öldürüldü, bu örgütlerin üyelerinin büyük bölümü de yakalanarak yargılandı. Yine THKO liderlerinden Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan, 6 Mayıs 1972’de idam edildi.

12 MART’IN TAHRİBATI

12 Mart’ın yasal tahribatını da şu başlıklar altında toplayabiliriz:

  1. Gençlik örgütleri kapatıldı.
  2. Sendika ve meslek örgütlerinin toplantı ve seminerleri yasaklandı, birçok grev ertelendi.
  3. Bazı gazetelerin yayını durduruldu, çok sayıda kitap yasaklandı.
  4. Ülkenin tek sol partisi olan Türkiye İşçi Partisi (TİP) kapatılarak yöneticileri tutuklandı. Bu arada siyasal İslamcı MNP de, Anayasa Mahkemesi’nce kapatıldı.
  5. Gözaltı süresi 15 güne çıkarıldı.
  6. Anayasada değişiklik yapılarak memurlara sendika hakkı yasaklandı.
  7. Türkiye Radyo Televizyon Kurumu’nun (TRT) özerkliği kaldırıldı.
  8. Devlet Güvenlik Mahkemeleri (DGM) kuruldu.
  9. Hükümete kanun gücünde kararname çıkarma yetkisi tanındı.
  10. Kişisel hak ve özgürlükler, “devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğü” gibi soyut kavramlarla kısıtlandı.

DARBEYE YOL AÇAN DÖRT FAKTÖR

Türkiye’deki askeri darbe süreçlerini dikkate aldığımızda dört faktörün etkili olduğu görülür. Bu faktörler şöyle sıralanabilir:

  1. Mevcut sermaye birikim modelinin tıkanması,
  2. Toplumsal hareketlenme ve özellikle emek mücadelesinin güçlenmesi,
  3. Egemen sınıflar arasındaki iç çatışma ve parlamenter sistemin buna çözüm bulamaması,
  4. Emperyalist güçlerin etkisi.

Bu faktörleri, 12 Mart 1971 askeri müdahalesi bağlamında kısaca incelemeye çalışalım.

  1. İthal ikamesine dayanan sanayileşme, bir süre sonra kıt döviz kaynakları nedeniyle dış krediye ihtiyaç duydu. Dünya ekonomisinin de 1970’li yılların ortalarından itibaren krize girmesiyle birlikte kapitalist sistemin yeniden yapılanması gereği doğdu. Ağustos 1970’te devalüasyon yapılarak bir ABD Doları 9 TL’den 15 TL’ye yükseltildi. Sonuç itibariyle ithal ikamesi denilen ve yerli sanayi sermayesine montaj olanağı sağlayan sermaye birikim modelinde tıkanıklık baş gösterdi.
  2. 1961 Anayasası’nın sağladığı olanaklarla örgütlenen işçi ve memur kesimi, sermaye sınıfını ürkütmeye başladı. 15-16 Haziran 1970 olayları işçi sınıfının önemli bir güç olduğunu gösterdi. Bu gelişmeler karşısında zamanın Genel Kurmay Başkanı Orgeneral Memduh Tağmaç, şu veciz sözü sarf etti: “Sosyal uyanış, ekonomik gelişmeyi aşmıştır”.
  3. Mevcut sermaye birikim modelinin tekrar tıkanmaya başlamasıyla birlikte tek başına iktidarda olan AP’nin güç kaybetmesi, içinden Demokratik Parti’nin çıkması, Erbakan’ın Milli Nizam Partisi’ni kurması, siyasal krize de yol açtı. Demirel Hükümeti, Meclis’te çoğunluğu kaybetti.
  4. Emperyalist güçlerin, özellikle ABD’nin askeri darbelerdeki rolü önemlidir. 12 Mart’ta ABD’nin etkisini dönemin AP’li Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil, şöyle ifade etmiştir: “CIA, altımızı oydu”.

12 Mart müdahalesinin hemen sonrasında 2 Nisan 1971’de sanayi burjuvazisinin örgütü olan TÜSİAD’ın kurulması da dikkat çekicidir. Nitekim bu süreçte “ithal ikameci” model içinde kalınmakla birlikte tekelci sanayi burjuvazisi lehine önemli düzenlemeler de gerçekleştirildi.

SOLUN ÇIKARMASI GEREKEN DERSLER

12 Mart askeri müdahalesinin önemli amaçlarından biri de, TİP’le birlikte sol, sosyalist, devrimci akımların toplumda etkinlik kazanmasını ve bu çerçevede sol düşüncenin ordu içinde yaygınlaşmasını önlemekti. Öncü gençlik kadrolarının eylemleri kanla bastırılırken Anayasal ve yasal düzenlemelerle de demokratik hak ve özgürlükler sınırlanıyordu.

Sermaye sınıfı, 12 Mart sürecinden önemli dersler çıkarmış, nitekim 12 Eylül 1980 darbesiyle 1971 yılındaki “yarım darbe” tamamlanmıştır. Bu darbeyle “ihracata dönük sanayileşme” adı altında ücretlerin baskılanıp ülke kaynaklarının dışa açıldığı yeni bir sermaye birikim modeli yaratılmaya çalışılmıştır. Böyle bir modelin oluşması için de sosyal ve sendikal haklar tamamen kısıtlanmış, sol kesim de büyük bir darbe yemiştir.

12 Mart öncesi, TİP’in gençlik hareketlerini “maceracı” olarak nitelemesi, parlamentarizme aşırı vurgu yapması, buna karşılık devrimci gençliğin TİP’i “pasifistlikle” suçlaması, sol kesimde Milli Demokratik Devrim (MDD) ve Sosyalist Devrim (SD) tartışmalarının yoğunlaşması, devrimci gençliğin öncü kadrolarının silahlı mücadeleye yönelmesi, önemli sorunları oluşturmuştur.

1960-1971 döneminde sol hareketlerin önemli bir bölümünün orduya özel bir önem atfetmesi, zaman zaman ordunun ilerici bir müdahalesine bel bağlanması, kayda değer bir durumdur. Sosyalist hareketin ve TİP’in işçi sınıfı içinde yeterli bir örgütlenme sağlayamaması da bu anlayışta etkili olmuştur, denebilir.

Sonuç itibariyle sol kesimin 12 Mart ve diğer darbelerden çıkaracağı önemli bir ders de, sınıf mücadelesini temel almayan eylemlerden kaçınılması, işçi sınıfı ile daha güçlü örgütsel bağların kurulması ve bu harekete öncülük edecek siyasal bir partinin inşa edilmesi şeklinde özetlenebilir.

 

KAYNAKÇA:

  1. Köktürk, A. (2020), Türkiye’de Ordu ve Sermaye İlişkisi, Nobel Akademik Yayıncılık
  2. Özsever, A. (2021) Mesele Teslim Olmamakta, Ayrıntı Yayınları
  3. Özsever, A. (12-14 Mart 2021), 12 Mart: ‘Sol’a İlk Darbe, Cumhuriyet Gazetesi
  4. Ulus, Ö. M. (20166), Türkiye’de Sol ve Ordu (1960-1971), İletişim Yayınları, 2016.
  5. Lüküslü, D. (2015), Türkiye’nin 68’i, Dipnot yayınları, 2015.

Related Posts