Sosyalist ufuk: Kimliklerin uzun gecesinden sınıfın sabahına

Dosya Öne Çıkanlar Sayı 34 (Mart-Nisan 2026)

Toplum içindeki farklı konumlanımları adlandırmak için “ezilenler”, “madunlar”, “sınıf-altı”, “prekarya”, “kent paryaları”, “tehlikeli sınıflar” gibi oldukça çeşitli kavramlar entelektüel bir coşkuyla dolaşıma sokulur. Politik özneler artık bir sınıf içinde konumlanmış özneler değil, ırk, toplumsal cinsiyet ve etnisite gibi farklı özellikleriyle tanımlanan karmaşık kolektif öznelerdir. Bu karmaşık özneler de söylem aracılığıyla kurulmaktadırlar.

Gamze Yücesan

21. yüzyılda kapitalizm kendisiyle birlikte tüm halkları ve gezegeni açık bir yok oluşa doğru götürürken, “bu toplumsal sisteme alternatif bir sosyalist ufku bugün değil de ne zaman konuşacağız?” Dünyanın farklı coğrafyalarında “parlama noktaları” olarak adlandırılabilecek isyan, direniş ve ayaklanmalar örgütlü bir süreklilik sergileyemez ve siyasal iktidarlara ciddi bir alternatif üretemezken, gerçekçi bir sosyalist ufku tartışmanın yerinde ve zamanında olmadığımız söylenebilir mi? Tam da bu noktada, bugün sosyalizm geçmiş reel deneyimlerin olumsuz çağrışımlarıyla ötelenmesi gereken değil yeniden kurulması gereken bir insanlık düşüdür. Sosyalizmi geçmişin bir deneyimi olarak değil bugünün ve geleceğin kurucu imkânı olarak yeniden düşünmeliyiz.

Sosyalist bir ufuk, dayandığı teorik temeller, bu ufku gerçekleştirecek özneye ilişkin kavrayışlar ve bu ufka doğru yürüyüşü hazırlayacak stratejilerle birlikte kavrandığında anlam kazanır. Teori geçmişi, bugünü ve yarını birlikte kavrayan bir toplum çözümlemesi üzerinden bilimsel ve politik hattın kurulmasıdır. Özne, bu hattı tarihsel bir güç olarak taşıyan ve toplumsal dönüşümü mümkün kılan kolektif faile işaret eder. Strateji ise bu dönüşümün hangi yollarla, hangi araçlarla ve nasıl bir mücadele örgüsü içinde ilerleyeceğini belirler.

Sosyalist ufuk geleceğe ilişkin toplumsal muhalefet alanının bir parçasıdır kuşkusuz. Günümüzde toplumsal muhalefette iki siyasal hat öne çıkmaktadır: sınıf siyaseti ve kimlik siyaseti. Kimlik siyaseti, son yıllarda toplumsal muhalefet alanında belirleyici bir konum kazanmıştır. Son otuz yıllık birikimiyle “muhalif ama hegemonik” bir konumda bulunan bir yaklaşımdır. Sınıf siyaseti ve kimlik siyaseti, toplumsal eşitsizlikleri anlama, politik özneyi tanımlama ve mücadele stratejilerini kurma bakımından farklı yönelimlere sahiptir. 

Teori, özne ve strateji üzerinden bu iki siyasal hatta bakmak, toplumsal mücadeleni izini sürmek için önemlidir. Bu nedenle şimdi teoriye, özneye ve stratejiye yeniden bakalım ve sınıf siyasetinin neden yalnızca bir seçenek değil tarihsel olarak elzem bir zorunluluk olduğunu birlikte görelim.

Teori: Büyük anlatılardan kaçış mı kapitalizmle yüzleşme mi?

Son yıllarda toplumsal muhalefet, önemli ölçüde kimlik siyaseti ekseninde yeniden biçimlendi. Bu yaklaşım toplumu kimlikler, farklılıklar ve çoklu tahakküm biçimleri üzerinden analiz eder. Etnik köken, toplumsal cinsiyet, cinsel yönelim ve kültürel aidiyetler temel analiz kategorileri haline gelir. 

Kimlik siyaseti için büyük anlatıların reddi üzerinden geliştirilen mikro analizlerin ve mikro politikaların vardığı nokta tahakkümdür. Büyük anlatılara ve bütünsel açıklamalara duyulan kuşku, mikro düzeyde iktidar ilişkilerine odaklanmayı beraberinde getirir. Böylece tahakküm tek bir merkezden değil toplumsal dokunun her yerinde üretilen çoğul bir süreç olarak kavranır. Tahakküm çokludur, parçalıdır ve her yerdedir. Uzlaşmaz karşıtlıklara ve çelişkilere dayanan antagonistik (çelişkili) bir siyaset teorisi yerine, çatışmaların uzlaştırılmasını gözeten agonistik (müzakereci) bir siyaset teorisi benimsenir. Dolayısıyla egemen politik konsensüs ciddi biçimde sorgulanmaz.

Buna karşılık sınıf siyasetinin teorik temelleri öncelikle şu soru üzerinden şekillenir: “Dünyada görülen en bütünleştirici sistem olan kapitalizm ile teorik olarak yüzleşmekten kaçınmak için bilgiyi bütünleştirmeyi reddetmekten daha iyi bir yol olabilir mi?” Sınıf siyaseti, kapitalizmi tarihsel ve bütünsel bir sistem olarak ele alır. Toplumsal eşitsizliklerin temelinde üretim ilişkilerinin ve bu ilişkilerden doğan sınıf karşıtlıklarının bulunduğunu savunur. Kapitalizm sadece ekonomik bir sistem değil siyasal, kültürel ve ideolojik boyutlarıyla birlikte işleyen bir toplumsal formasyondur. Dolayısıyla sınıf siyaseti, parçalı analizler yerine bütünlüklü bir kavrayışı ve bu kavrayışın teorik ifadesi olarak Marksist yöntemi merkeze alır. 

Sınıf siyaseti postmodernist ve postyapısalcı akımlara karşı kapitalizmin tarihsel ve bütünsel bir sistem olarak analizini ve bu analizde Marksizm’in sömürü, üretim ilişkileri ve sınıf mücadeleleri gibi temel kavramlarını merkezine alır. Kapitalist üretim ilişiklerini incelerken emperyalizm ve faşizm analizlerini gündeme getirir ve dünyayı açıklarken büyük anlatılara yer verir. Marksizmin zengin teorik ve yöntemsel birikimi ile sınıfı ve kapitalist üretim ilişkilerini canlı, gerçek ve yaşayan kavramlar olarak ele alır.

Teorik düzlem için denilebilir ki büyük anlatılardan kaçışa yaslanan kimlik siyaseti, kapitalizmle yüzleşmekten uzaklaştığı ölçüde, onu dönüştürme kapasitesini de yitirir. Oysa sınıf siyaseti, büyük anlatıları yeniden kurarak kapitalizmle doğrudan yüzleşen bir teorik hattır. Kapitalizmi bütünlüklü bir sistem olarak kavrayan bu siyasal hat açıklamakla yetinmez, onu aşmanın imkanını da içinde taşır.

Özne: Parçalı kimlikler mi örgütlü sınıf mı?

Kimlik siyasetinin öznesi sınıflar değildir. Kimlik siyaseti açısından politik özne, sınıfsal konumdan ziyade kimlikler üzerinden kurulur. Etnisite, toplumsal cinsiyet ve kimliklerle şekillenen bir ötekiler kavrayışı hâkimdir. Bu yaklaşımda özne, sabit ve homojen bir yapı değildir, aksine çok katmanlı, parçalı ve sürekli yeniden kurulan bir karakter taşır. 

Toplum içindeki farklı konumlanımları adlandırmak için “ezilenler”, “madunlar”, “sınıf-altı”, “prekarya”, “kent paryaları”, “tehlikeli sınıflar” gibi oldukça çeşitli kavramlar entelektüel bir coşkuyla dolaşıma sokulur. Politik özneler artık bir sınıf içinde konumlanmış özneler değil, ırk, toplumsal cinsiyet ve etnisite gibi farklı özellikleriyle tanımlanan karmaşık kolektif öznelerdir. Bu karmaşık özneler de söylem aracılığıyla kurulmaktadırlar. İşte bu yüzden, toplumsal ve tarihsel gelişmeler/olaylar arasında bir nedensellik ve zorunluluk kurmak, “büyük anlatılar inşa etmek” artık mümkün değildir.

Sınıf siyaseti ise özneyi üretim ilişkileri içindeki konum üzerinden tanımlar. Sınıf, kapitalist üretim ilişkilerini hem açıklama hem de onu aşma gücüne sahip bir analitik kategori ve tarihsel özne olarak görülür. Sınıf, sosyal gerçekliği kavramak üzere epistemolojinin ve yöntemin kurucu kavramıdır. Sınıf, kapitalist üretim ilişkilerini ve dahi kapitalist toplumsal formasyonda gündelik hayatı üreten ve yeniden üreten kurucu bir ilişkidir. Kuşkusuz sınıf siyaset alanında kendisini çıplak olarak göstermez, sınıfsallık kültürel, siyasal ve ideolojik öğelerle bir arada oluşmakta, çözülmekte ve yeniden oluşmaktadır.

İşçi sınıfı ekonomik bir kategori değil aynı zamanda tarihsel dönüşümün kurucu öznesidir. Bu siyasal hatta sınıf, toplumsal gerçekliği anlamanın anahtarı olduğu kadar, onu değiştirecek kolektif gücün de adıdır. Elbette sınıf kendisini her zaman “saf” haliyle ortaya koymaz, kültürel, ideolojik ve siyasal süreçlerle birlikte şekillenir. Ancak bu durum, sınıfın kurucu rolünü ortadan kaldırmaz, aksine daha karmaşık ama daha gerçek bir analizi gerektirir.

Özne için açıktır ki kimlik siyasetinin çoğullaştırdığı ve dağıttığı öznellikler, tarihsel bir dönüşüm gücü üretemez. Oysa sınıf siyaseti, dağınık deneyimleri tarihsel bir güçte birleştirir, özneyi sadece tanımlamaz, onu kurar. Sınıf bu anlamda tarihe müdahale edebilecek tek kolektif özne olarak öne çıkar.

Strateji: Reformun sınırları mı devrim imkânı mı?

Kimlik siyaseti tahakkümü ortadan kaldırmak için “tanınma”yı önerir. Tanınmanın politikası ise burjuva siyasal alanı içerisinde kalır. Bu alan, yaşamın içine yayılan pazarlıklar ve müzakereler alanı olarak kavranır. Dolayısıyla tahakküme karşı verilen mücadele temel olarak ahlaki ve etiktir.

Bu yaklaşımda mücadele, çoğunlukla sivil toplum alanında yürütülen hak arama süreçleri, müzakereler ve reformlar üzerinden ilerler. Amaç, mevcut sistem içinde daha kapsayıcı ve eşitlikçi bir düzen kurmaktır. Bu nedenle kimlik siyaseti, radikal bir sistem dönüşümünden ziyade var olan yapının iyileştirilmesine odaklanır.

Sınıf siyasetinde strateji, kapitalizmi aşacak oluşumlar ve mücadele yöntemleri üzerinde yükselir. Bu yöntemlerdeki kendiliğindenlik, kolektif irade, karşı hegemonya ve sınıf bilinci gibi kavramlar ve kavrayışlar stratejilerin merkezindedir. Devrimci pratik önemli bir başlıktır. Sosyalist ufku savunacak insanlar, “gökten düşmeyeceklerdir”, onları var edecek tek imkân kendi eylemlilikleridir. Devrimci pratik, ortak zaman ve mekânlarda insanların kendilerini geliştirmelerine imkân veren demokratik ve katılımcı siyasete ve bu siyasete imkân veren stratejilere de işaret eder.

Sınıf siyaseti kapitalizmin aşılmasını hedefleyen köklü bir dönüşüm sunar. Mücadele hakların genişletilmesiyle sınırlı değildir, üretim ilişkilerinin değiştirilmesini, mülkiyet biçimlerinin sorgulanmasını ve siyasal iktidarın yeniden kurulmasını içerir. Bu bağlamda sınıf siyaseti, örgütlü mücadeleyi, kolektif iradeyi ve karşı-hegemonya inşasını stratejik olarak merkeze alır. 

Strateji için şu gerçeğin altını çizmek gerekir: Kimlik siyasetinin sınırları içinde kalan reformist yönelimler, kapitalizmin yeniden üretim döngüsünü kırmak bir yana, çoğu zaman onu yeniden tahkim eder. Mücadeleyi tanınma ve iyileştirme düzeyine hapseden bu hat, düzeni aşamaz. Buna karşın sınıf siyaseti stratejisini uyumdan değil kopuştan, reformdan değil dönüşümden inşa eder, hedefi başka bir düzenin kurulmasıdır.

Sonuç: Sınıfın sabahını örgütlemek

Bugün toplumsal muhalefet alanında sınıf siyaseti ile kimlik siyaseti arasında bir gerilim olduğu açıktır. Kimlik siyaseti, belirli eşitsizlik biçimlerini görünür kılarken bu eşitsizliklerin üretildiği maddi zemini geri plana iter. Bu durum mücadeleyi parçalı hale getirirken, kapitalizmin bütünlüklü yapısını hedef almayan bir hata sıkışır.

21.yüzyılda sosyalist ufku yeniden kurmak, bu parçalanmış mücadele alanlarını bir araya getirmekten ziyade, sınıf siyasetini merkezileştirmeyi ve büyütmeyi gerektirir. Çünkü kapitalist toplumda eşitsizliklerin temel kaynağı, üretim ilişkileri ve bu ilişkilerin yarattığı sınıf karşıtlıklarıdır. Bu karşıtlık ortadan kaldırılmadan, diğer eşitsizlik biçimlerinin kalıcı çözümü de mümkün değildir.

Bu nedenle ihtiyaç duyulan şey, sınıfı yeniden kurucu bir siyasal özne olarak sahneye çıkarmaktır. Sınıf siyasetini güçlendirmek emek-sermaye çelişkisini görünür kılmak, sınıf bilincini yaygınlaştırmak ve örgütlü mücadele kanallarını güçlendirmek anlamına gelir. Bu güçlenme kendiliğinden değil, bilinçli, örgütlü ve süreklilik taşıyan bir siyasal hattın inşasıyla mümkündür. Sosyalist ufuk, ancak bu temelde, yani sınıf siyasetinin genişlemesi ve derinleşmesi üzerinden gerçek bir toplumsal dönüşüm imkânı yaratabilir.

Sonuç olarak, kuşkusuz ki, dünyanın farklı coğrafyalarında isyan, direniş ve ayaklanmaların seyri, önemli yeni deneyimler ve açılımlar yaratmaya devam edecektir. Son yıllardaki isyan ve direniş hareketlerine ilişkin bütünsel kavrayış, tarihsel ve toplumsal dönüşümü açıklamayı ve aşmayı mümkün kılan siyasal hat sınıf siyaseti içinde yeşermektedir. Dolayısıyla, kimliklerin uzun gecesi sona ererken, gelin sınıfın sabahına uyanalım ve sosyalizmi yeniden talep edelim, inşa edelim!

Related Posts