Saldırı altındaki İran’da sokaklar…

Manşet Sayı 34 (Mart-Nisan 2026)

Özellikle Türkiye’den gelmiş olmanız bu anlamda daha da işinizi kolaylaştırıyor. Bu hem duyulan yakınlık hem de Türkçe’nin yaygın olarak bilinen bir dil olması kaynaklı. Lakin genel hava, özellikle öyle bir dönemde İsrail’le AKP’nin ilişkileri üzerinden bir sitem ve şüphe de barındırıyor. Muhalif olmanız çok daha kolay iletişim kurmanızın yolunu açıyor, “kardeş” haline gelmeniz hiç uzun zaman almıyor.

Çağlar Tekin

Şubat ayının sonunda, aslında bölgeyi takip edenlerin yıllardır beklediği ve özellikle Haziran ayında gerçekleşen 12 gün savaşının ardından tarihinin çok daha yaklaştığını düşündüğü İran’a yönelik ABD-İsrail saldırıları başladı. İran’ın, özellikle Suriye’nin devrilmesinin ardından uğrayacağının kesin hale geldiği saldırı ne ülkede hâkim olan “rejimin karanlığı” ne de “rejimin vahşeti” ile ilişkili. İran, ABD merkezli dünyanın liberal hezeyanlarının işaret ettiği gerekçelerle değil, bölgede İsrail hegemonyasının rakipsiz hale getirilmesi için hedefe alınmış durumda. Gerek Batı dünyasının söylemi üzerinden gerekse de savaş alanının, sahnesinin merkezinde yer alması sebebi ile halkın duruma, sürece ilişin ne düşündüğü, nasıl tavır alacağı da bu sürecin en kritik belirleyicisi olacaktı. İran halkının ne hissettiği ne düşündüğü, nasıl tavır alacağı… İşte bu sorulara yanıt arama hevesi yolumu İran’a, tam da saldırı tehditlerinin zirve yaptığı ve dünyanın en büyük armadasının konuşlanmaya başladığı dönemde Tahran’a düşürdü yolumu. Hayatları, gelecekleri, bugünleri ve dünleri üzerine analizlerin yapıldığı, tasarımlarda bulunulduğu, neleri isteyip neleri istemediklerine “karar verildiği” süreçte İran halkı ne düşünüyordu?

Bu sebeple iki defa gazeteci akreditasyonu almak için başvurmuştum, ancak ikisi de kabul olmadı. Ardından kendileri davet edeceklerini bildirdiler ama o da saldırı tehditlerinin arttığı bir döneme dek geldiği gerekçesi ile olsa gerek gerçekleşmedi. 

Tahran’a inmemin ardından 1 saati aşan taksi yolculuğu esnasında hem exchange yaptım hem de simkart aldım. Tabi taksicinin sorularından birisi de neden Tahran’a geldiğim oldu. Yukarıda anlattığıma benzer bir biçimde ona da aktardım meramımı. Araçtan indiğim esnada ise hiç beklemediğim bir gelişme oldu ve taksici, “bizi anlatmak için geldiğini bilmiyordum, biraz fazla para aldım, iade edeyim” dedi. Meğer exchange esnasında sağlam tokatlanmışım… 

İran sokakları insanlarla tanışabilmek, sohbet edebilmek için sonsuz olanak sunuyor. Kadın-erkek, herkes düşündüğünüzden çok daha hızlı ve kolay temas kurabiliyor sizinle. Özellikle Türkiye’den gelmiş olmanız bu anlamda daha da işinizi kolaylaştırıyor. Bu hem duyulan yakınlık hem de Türkçe’nin yaygın olarak bilinen bir dil olması kaynaklı. Lakin genel hava, özellikle öyle bir dönemde İsrail’le AKP’nin ilişkileri üzerinden bir sitem ve şüphe de barındırıyor. Muhalif olmanız çok daha kolay iletişim kurmanızın yolunu açıyor, “kardeş” haline gelmeniz hiç uzun zaman almıyor. 

İran’da kadınların durumu

Tahran’da sanılanın aksine kadının oldukça güçlü olan konumuna, kapanma dayatmasına karşı mücadele ile kazanılmış özgüven de eklenmiş durumda. Örtünmeyi seçmiş kadınların oranının, özellikle belirli bölgelerde, Türkiye’den çok daha az olduğunu söylemek gerek. 

Tahran sokaklarında insanlarla tanışarak, sohbet ederek geçirdiğim 3 günün ardından ilk saldırı gerçekleşti ve ülkenin iklimi tamamen değişti. 

İlk saldırı kaldığım hostele çok yakın olan Hamaney’in yaşadığı yere yöneldi. Patlama sesleri bir panik yaratsa da binayı terk etmek için hızlıca harekete geçtik. Bizim çıkmamızdan kısa süre sonra hostel vuruldu ve binalardan birisi tamamen yıkıldı. 

Gittiğimiz otelin de güvenli bir bölgede olmaması, yakınlarında askeri üslerin bulunması yer arayışımızı sürdürdü. Nitekim otel de kısa süre sonra vurulacaktı. ABD-İsrail kaynakları otelin askeri hizmetler için kullanıldığını iddia etse de bunun gerçek dışı olduğunu ilk elden bilenlerdenim. 

Ancak henüz otelde iken yaşananların anlaşılabilinmesi için bir kesit aktarayım. Otele ulaşmamızın ardından ne yapacağımı düşünürken, buraya bir arkadaşı için gelmiş Vulya isminde birisi ile tanıştım. Daha doğrusu tanışıklığımız daha samimi bir çerçeveye oturdu. İran Kürtlerinden olan Vulya, “İsrail desteği istemeyen” muhaliflerden. İran’da bir toplam Batı desteği ile rejim değişikliği talep ediyor. Sayıları çok olmasa da dünya medyasının seslerini açık ara en fazla duyurduğu kesim bu kanat. Özellikle diasporada egemen konumda olmaları, ülke içerisinde de çok güçlü oldukları algısına yol açıyor. Vulya, yaşadıklarımın bu andan sonraki hemen her anında yardımları ile hayatımı kolaylaştıran hatta belki de hayatta kalmama en fazla katkısı dokunan isim oldu. 

“Ölüm kartları”

Otelde, ne yapacağımızı düşünerek beklediğimiz süre içerisinde tanıştığım üniversiteden yeni mezun olmuş ve iş aramakta olan bir kadın ile yaşadığımız süreç ülkede nasıl bir psikolojinin egemen olduğunu da göstermesi açısından kritik sanırım. İsmini hatırlamadığım bu genç Azeri kadın, yarım yamalak anlaşabildiğimiz sohbetimiz esnasında kendisine bir “ölüm kartı” hazırladığını, bana da hazırlayabileceğini söyledi. Bu kart, kimlik bilgilerimizi ve olası kötü bir durumda haber verilmesini istediklermizi içeren bilgiler taşıyacaktı. Onun acil durum kartı hazırlama teklifini, Türkçe ve İngilizce çeviri ile çeşitlendirme önerim ile kabul ettim ve sonrasında otelde bulunan diğer insanların da katılması ile ‘ölüm kartı’ hazırlama süreci kolektif bir etkinliğe dönüştü. 

Ölüm olasılığını bu kadar hızlı kabullenmek, kabullenildiğini görmek o an için büyük anlamlar taşımasa da, bugünden bakınca içinde olduğumuz durumu da daha iyi anlamamıza olanak tanıyor. 

Vulya, güvenli bir barınak bulmaya çalışırken Gürcistan’da eğitim almak üzere vize almak için İran’a gelen ve saldırıların ortasında kalan Pakistanlı 5 gencin de ne yapacaklarını bilmediklerini fark ettik ve onlar da “ekip”e dahil oldular.

 

 

Büyükelçilik ve transfer arayışı

Saldırıların ilk günlerinde ülkeyi terk etmek istemesem de, banka kanallarının kapalı olması, sık ev değiştirme ve bunun yarattığı maliyetler artık yanımda getirdiğim paranın tükenmesine yol açıyordu, giderek genişleyen ve yaygınlaşan saldırılar ise güvenli alan kavramını büyük oradan ortadan kaldırdı. Ancak bu esnada dahi yüzbinlerce insan füzelerin altında, patlama seslerinin arasında zerre geri adım atmadan sokakları hiç boşaltmadı. 

Türkiye Büyükelçiliği’ne ulaşmamın ardından, yetkililerin ilgisi hiç azalmadı. Türkiye ile ve ardından İran içi iletişimimin kesildiği süreçte hemen her fırsatta irtibat kurduk, ellerinden geleni hiç esirgemediler. Ancak onların yardımlarına rağmen fırsatçılar da ele geçirdikleri fırsatı hiç zaman kaybetmeden değerlendirmeye çalışıyordu. Nihayetinde 20 dolar gibi bir ücretle gidilebilen Türkiye sınırına ulaşım ücreti saldırı ile birlikte 1000 dolara sıçradı. 

Birkaç gün süren görüşmeler, farklı kaynakların teklifleri derken bir Tebriz bileti bulundu. Vulya ise dışarı çıkmış ancak saldırılar ve kapanmış yollar sebebi ile eve dönememişti, lakin sağladığı telefon imkanı ile iletişimimiz kesilmedi. Bana bulduğu bir araç ve yeni ev için Pakistanlı arkadaşların eş zamanlı harekete geçme planı, benim geride kalma olasılığımın doğması ile yarım kaldı. Öğrenci arkadaşlar benim telefonsuz kalma ve planlanan aracın gelmemesi olasılığına karşı gitmeyi reddettiler. Nitekim haklı da çıktılar. 

İki gün sonra ayarladığımız araç ise beni Besiç gözaltısına götürdü.

Gözaltı süreci

Tahran’dan Tebriz’e, daha doğrusu ülkenin batı hattına giden otobüslerin kalktığı Garb Terminali girişine 50 metre kala Besic militanlarınca gözaltına alındım. Haklı gerekçeleri vardı, bir savaşın ortasına neden gelmiştim?

Yanıtlarım hoşlarına gitse de ikna etmedi, gözlerim bağlandı, kelepçelendim ve başıma bir çuval geçirilerek sivil bir araca alınarak yola çıkartıldım. 3 ayrı noktada farklı dillerde sorguya çekildim. 4 saat süren bu süreçte büyükelçiliği aramayı reddettiler ama nihayetinde Vulya’yı aradılar. Hem yayımlarımdan hem yazılarımdan hem de konuşmalarımızdan edindikleri izlenimin etkisi ile sanırım serbest bırakıldım. Nerede olduğumu bilmiyordum, neyse ki beni alan taksici polislerin ayrılmasının ardından yanıma geldi, bizi takip ettiğini ve güvenli bir yere götüreceğini söyledi. Vulya’yı aradık, yeni bir otobüs buldu ve “takma kafana, biletini aldım, taksi parasını da hallettim, bir de simkart bulacaktım ama o olmadı” diyerek yine kurtarıcı rolünü üstlendi. 

Bir günden biraz uzun süren bir yolculuk ile de Türkiye’ye eriştim. Yaşadıklarımı burada satıra aktarmak güç olsa da, bir halkın yaşadıklarını, saldırganlığa karşı yanlarında olan birisine gösterdikleri özveri ile aslında İran toplumunun tüm anlaşmazlıkları, sorunları içerisinde yeniden ve belki de çok daha güçlü hale gelen “yeniden uluslaşma” süreçlerine eşlik edebildim kısa bir süre için olsa da…

Related Posts