Emperyalizmin kanlı kılıcı: NATO

Gündem Sayı 34 (Mart-Nisan 2026)

Ankara’daki Temmuz 2026 Zirvesi, Trump’ın NATO için “gereksiz” söyleminin bir son mu yoksa NATO’nun köklü bir dönüşümü mü olacağını gösterecek en kritik sahne olacağı değerlendirmeleri bir kenara, bu zirvenin “yeni savaşların planlandığı bir savaş konseyi” olacağı açıktır.

Hikmet Yaman

NATO (North Atlantic Treaty Organization -Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü), İkinci Dünya Savaşı sonrasında yeni dünya düzeninin en kritik aktörlerinden biri olarak tarih sahnesine çıktı. 4 Nisan 1949 tarihinde, ABD’nin başkenti Washington D.C.’de imzalanan Kuzey Atlantik Antlaşması ile. Atlas Okyanusu’nun kuzeyindeki (Kuzey Amerika ve Avrupa) ülkelerin güvenliğini birbirine bağlayarak bir “savunma” birliği kurulduğu ilan edildi.

Amerika Birleşik Devletleri, Kanada, Kuzey Amerika’yı, İngiltere, Fransa, Belçika, Hollanda, Lüksemburg, İtalya, Portekiz, Danimarka, İzlanda ve Norveç Avrupa kısmını oluşturan kurucu ülkelerdi. Savunma amacıyla kurulduğu belirtilen NATO’nun ilk genel sekreteri Lord Ismay, örgütün amacını şöyle özetlemiştir: “Rusları dışarıda, Amerikalıları içeride, Almanları ise aşağıda tutmak.”

NATO, sadece askeri bir birlik değil, uluslararası sermayenin güvenlik şemsiyesi olarak, İkinci Dünya Savaşı sonrası Sovyetler Birliği’nin varlığıyla Avrupa’da güçlenen işçi hareketlerini ve sosyalist hareketleri deyim yerindeyse dizginlemek amacıyla kurulmuştur.

ABD’nin liderliğindeki bu yapı, emperyalist kapitalist sitemin gereksinimi olan hammadde kaynaklarına erişimi güvence altına almak ve “serbest piyasa ekonomisi” diye adlandırılan sömürü düzeninin önündeki engelleri kaldırmak için bir baskı unsuru olarak kullanıldı. Kullanılmaya da devam ediliyor.

Sürekli bir düşman tanımıyla, Sovyetler Birliği dağılana dek ayakta tutulan “Sovyet tehdidi” bu ekonomik ve siyasi genişlemeyi meşrulaştırmak için kullanılan bir ideolojik kılıftı. Sonra terörizm, şimdi Rusya/Çin bir “tehlike” olarak gösterilerek, halkın vergilerinin eğitim veya sağlık yerine devasa silah tekellerine aktarılması sağlanır.

NATO; “özgür dünya” yı koruyan bir kalkan değil, aksine neoliberal kapitalist sömürü düzeninin en büyük askeri koruyucusudur. Bu nedenle NATO, anti-emperyalizmin ve sınıf mücadelesinin ayrılmaz bir parçasıdır.

Ankara’da yapılacak NATO zirvesi neyi amaçlıyor?

Türkiye, 2024 yılında Washington’da yapılan zirvede alınan kararla, 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde gerçekleşecek olan 36. NATO Zirvesi’ne ev sahipliği yapacak. Ankara’da düzenlenecek organizasyon, Türkiye’nin 2004 İstanbul Zirvesi’nden tam 22 yıl sonra ev sahipliği yapacağı ikinci NATO liderler buluşması olacak.

32 üye ülkenin devlet ve hükümet başkanları ile ortak ülkelerin temsilcilerinin katılması beklenen zirve başta ABD olmak üzere emperyalistlerin Ortadoğu’da kritik hamleler yaptığı bir süreçte bir savaş örgütü olarak yeniden dizaynı ve kendi aralarında zaman zaman yaşanan kimi “gerilimleri” de masaya yatırarak planlar yapılması öngörülüyor. 

NATO içerisinde zaman zaman su yüzüne çıkan gerilimler, Ankara Zirvesi öncesinde “İttifak’ın varoluşsal sınavı” olarak tanımlanabilir. Bu anlaşmazlıklar sadece diplomatik birer “pürüz” değil, NATO’nun temel yapısını etkileyen stratejik kırılmalara dönüşmüş durumda.

Donald Trump’ın yeniden ABD Başkanı seçilmesiyle birlikte NATO-ABD ilişkileri, tarihinin en gelgitli dönemlerinden birini yaşıyor. Trump Mart 2026 ‘da Miami’deki yatırım konferansında yaptığı açıklamada ABD’nin İsrail’le birlikte İran’a başlattığı saldırılar ve Lübnan’ı da kapsayan katliamlarla bölgeyi kan gölüne çevirmesi sırasında Avrupalı müttefiklerin ABD’ye askeri ve maddi destek vermemesinden duyduğu büyük rahatsızlığı dile getirdi.

Trump, “Eğer onlar bizim yanımızda değilse, biz neden onlar için orada olalım?” diyerek, bir üye saldırıya uğradığında diğerlerinin yardıma gelmesini öngören NATO antlaşmasının 5. maddesini fiilen askıya alabileceğinin sinyalini verdi. Aslında bu Trump’ın NATO’ya dair ilk çıkışı da değil. 2016 yılındaki başkanlık seçimi sırasında henüz aday adayıyken Washington Post ve çeşitli mitinglerde NATO için ilk kez “Obsolete” (Modası geçmiş/Gereksiz) kavramını kullandı. Ona göre, “NATO terörizmle mücadele etmiyor ve müttefikler paralarını ödemiyor.”

2017 yılında göreve başlamadan hemen önce The Times ve Bild gazetelerine verdiği mülakatta “Uzun zaman önce NATO’nun sorunları olduğunu söylemiştim. Birincisi modası geçmiş olması, ikincisi ise ülkelerin ödemesi gerekeni ödememesi” diyerek bu tutumunu sürdürdü. Trump, 2018 yılında Belçika’nın başkenti Brüksel’de yapılan m NATO zirvesinin ikinci gününde yapılan kapalı oturumda Kongre onayı olmadan Amerika Birleşik Devletleri’ni NATO’dan çekebileceğini ancak buna gerek olmadığını söyledi. Trump zirvenin ilk gününde de üye ülkelerin, savunma harcamalarını, İttifak’ın hedefi olan milli gelirlerinin yüzde 4’üne çıkarmaları gerektiğini savunmuştu.

Trump, ABD’nin Avrupa’nın “güvenliği” için çok fazla para harcadığına, Avrupa’nın ise “bedavacılık” yaptığına inanıyor.

Ankara’daki Temmuz 2026 Zirvesi, Trump’ın NATO için “gereksiz” söyleminin bir son mu yoksa NATO’nun köklü bir dönüşümü mü olacağını gösterecek en kritik sahne olacağı değerlendirmeleri bir kenara, bu zirvenin “yeni savaşların planlandığı bir savaş konseyi” olacağı açıktır.

NATO defol!

ABD, komünizmin yayılmasını engellemek için “Çevreleme Politikası” (Containment) izledi. Bu plana göre, komünizm ancak ekonomik ve askeri yardımlarla durdurulabilirdi. Bu nedenle de ABD, Türkiye ve Yunanistan’ı komünizme karşı bir “ileri karakol” olarak gördü.

 Türkiye, 1947’de Truman Doktrini ve ardından Marshall Yardımları ile ABD’nin ekonomik ve askeri nüfuz alanına resmen girdi. Bu yardımlar, Türkiye’nin savunma sanayisini ve tarımını dışarıya bağımlı hale getiren sürecin başlangıcıdır.

Adnan Menderes’in başbakan olduğu iktidar, NATO’ya üye olmak için anahtarın emperyalizme sadakat göstermekten geçtiğini gördü. 1950 yılında, Emperyalistlerce başlatılan Kore Savaşı’na 4.500 kişilik bir tugay gönderildi. Verilen ağır kayıplar, ABD’nin Türkiye’yi ittifaka dahil etme konusundaki “çekincelerini” bitirdi. Türkiye, 1952 yılında NATO’ya kabul edildi.

Türkiye’nin NATO ile ilişkisi; bir yanda Sovyet tehdidine karşı emperyalizmin ileri karakolu olarak sağlanan” güvenlik şemsiyesi”, diğer yanda ise bu şemsiyenin altında budanan, yok edilmeye çalışılan Bağımsız Türkiye şiarıyla yükseltilen, Denizlerin 1968’de ABD’nin 6. Filo askerlerini denize dökmesi yel simgelenen anti-emperyalist mücadeledir.

NATO zirvesinin ülkemizde toplanmasına ve NATO’ya karşı güçlü bir mücadele ve direnç odağının ortaya çıkarılması gereklidir. 

Sosyalistler için barışın yolu, askeri blokların tahkim edilmesinden değil; NATO gibi yapıların lağvedilmesinden ve silahlanmaya ayrılan devasa bütçelerin halkın ihtiyaçlarına yönlendirilmesinden geçer.

Related Posts