Aziz Çelik
21. yüzyılın ilk çeyreği sona ererken emekliler artık Türkiye’nin en büyük toplumsal kesimlerinden biridir. Emeklileri hesaba katmadan onların sorunlarını içermeden siyasal bir mücadele imkânsızdır. Yaşlılık aylığı alanların sayısı 12 milyonun üstünde; ölüm aylığı alan hak sahipleriyle birlikte emekliler, 16-17 milyon civarında bir toplumsal kesimi oluşturuyor. Sosyal güvencesi olmayan ancak 65 yaş aylığı alan 850 bin kişiyi de bu gruba eklemek gerekir. Böylece emekliler; ortak çıkarlara sahip, nicel olarak en büyük toplumsal gruplardan ve halk sınıflarından biri haline gelmiş durumda. Kayıtlı işçilerin 17 milyon civarında, memurların ise 4 milyon civarında olduğu düşünülecek olursa şunu söylemek mümkündür: Emekliler, işçi sınıfından sonra en büyük toplumsal grup veya kategori durumundadır.
Emeklilerin Toplumsal ve Ekonomik Yeri
Peki, ülkenin en büyük toplumsal gruplardan biri olan emeklilerin toplumsal konumu nedir, sınıfsal durumu neye tekabül eder? Emeklilerin kompozisyonuna bakıldığında; ezici çoğunluğunun işçi ve kamu görevlisi emeklisi olduğu, cüzi bir kısmının ise esnaf ve tarım BAĞ-KUR emeklisi olduğu görülecektir. Dolayısıyla emekliler, köken olarak geçmişte ücret ve maaşla çalışanlardan ve küçük esnaftan oluşuyor. Bu bağlamda, içinden geldikleri ve aktif çalışma hayatında mensup oldukları sınıf işçi sınıfıdır; yani toplumsal köken olarak emekçilerin doğal bir parçası durumundadırlar.
Emekliler hukuken de “çalışmaya bağlı hakları” kullanan bir toplumsal gruptur. Çalışmaya bağlı haklar, uluslararası çalışma hukukunda benimsenen bir kavramdır. Diğer bir ifadeyle emeklilerin hakları; onların çalışma hayatı sırasındaki durumları ve geçmişteki iş ilişkileriyle yakından bağlantılıdır. Emeklilerin çalışırken içinde bulundukları hukuki durumun uzantısı olan sosyo-ekonomik hakları söz konusudur.
Öte yandan, günümüzde emeklilerin hibrit bir yapısından da söz etmek mümkündür. Emeklilerin önemli bir bölümü (yaklaşık yüzde 65) yeniden iş gücü piyasalarına dönmektedir. Aylıkları yetersiz olduğu için emekliler ya iş aramakta veya aktif olarak çalışmaktadır. Bu durum, onların önemli bir bölümünü aktif olarak da işçi sınıfının bir parçası yapmaktadır. Burada bir örtüşmeden ve çift kimlikten söz etmek mümkün: Bir yandan emekli öte yandan aktif çalışan.
Emekliler sadece sosyal ve hukuksal açıdan değil, iktisadi olarak da büyük ölçüde homojen (türdeş) bir toplumsal gruptur. Emekliler çalışma ve bölüşüm ilişkilerinde doğrudan yer almazlar; ancak “ikincil bölüşüm” dediğimiz gelirin ve servetin yeniden paylaşımı içinde yer alırlar. Böylece toplumsal gelir ve zenginlikten, yeniden bölüşüm mekanizması ile pay alırlar. Bunun anlamı, emeklilerin hak ve çıkarlarının yoğun biçimde siyasal karar mekanizmalarıyla belirlenmesidir. Diğer bir ifadeyle; emeklilere ödenecek emekli aylıkları ve yapılacak sağlık harcamaları, gelirin yeniden bölüşümünün en önemli göstergesidir. Emeklilerin ekonomik hakları bir iş sözleşmesi veya toplu iş sözleşmesiyle piyasada değil, siyasal iktidarın tercihleri ile belirlenir. O nedenle emekliler, bölüşüm ilişkilerinin en önemli taraflarından biridir.
Sosyal Güvenliğin Önemi
Emeklilik (yaşlılık) en büyük toplumsal, iktisadi ve fizyolojik risklerden biridir. İnsanın yaşamını sürdürmek için iktisadi faaliyet yapamayacak hale gelmesi, doğal olarak herkesin karşılaşacağı bir risktir. Sosyal güvenlik sistemi; başka sosyal ve iktisadi riskler yanında, yaşlanmaya ve gelir kaybına bağlı risklere karşı insanı koruyan çok önemli bir toplumsal ve hukuki mekanizmadır. Sosyal güvenlik; insanı doğanın, piyasanın ve bir başka insanın insafına bırakmayan bir kamusal dayanışma sistemidir.
Sosyal güvenlik, liberallerin iddia ettiği gibi bir “Ponzi sistemi” (sürdürülemez bir saadet zinciri) değildir. Kamunun temel görevlerinden biridir ve kamu kaynaklarıyla finanse edilen bir sistemdir. O nedenle de bir yük değil, haktır. Sosyal güvenlik hakları, sınıf mücadelesinin en önemli kazanımları arasında yer alır ve sosyal hakların en önemli kısmını oluşturur. Bir sosyal hak olduğu için bütçeye, ekonomiye veya gelecek kuşaklara yük olduğunu iddia etmek mümkün değildir. Sosyal güvenlik, kamusal ve kuşaklararası bir dayanışma sistemidir. Öte yandan sosyal güvenlik sistemleri batmaz; çünkü sosyal güvenlik özel bir sigorta sistemi değil, kamusal bir yapıdır.
Emeklilerin Hali
Emekliler, sosyal transferler yoluyla toplumsal gelirden (GSYH, milli gelir veya pasta) pay alırlar. Bu payın düzeyi, emeklilerin yaşam koşullarını ve refahını ortaya koyar. Kuşkusuz emekliler, geçmişteki çalışmaları karşılığında insanca yaşayacak bir geliri ve başta sağlık olmak üzere toplumsal güvenceleri hak ederler.
Ülkemizdeki emeklilerin durumuna baktığımızda, emeklilerin giderek yoksullaştığı ve toplumsal gelirden daha az pay almaya başladığı görülmektedir. Türkiye, 20. yüzyılın sonunda ve 21. yüzyılın ilk çeyreğinde yapılan ve adlarına “reform” denen iki büyük sosyal güvenlik karşı devrimi sonucunda, sosyal güvenlik haklarının ciddi biçimde aşındığı bir sürece girmiştir. Bunun sonucunda emekli aylıkları ciddi biçimde erimiş ve derin bir emekli yoksulluğu ortaya çıkmıştır. Buna bağlı olarak, yeni bir olgu olarak yoğun bir çalışan emekli nüfusu ortaya çıkmıştır.
Emekli aylıklarında yaşanan “dibe doğru yarış” ve bu aylıkların toplumsal gelir içindeki payının giderek küçülmesi, sonuç olarak derin bir sefalete ve emekli yoksulluğuna yol açmaktadır. Hükümet ve liberal çevreler bu durumun sebebi olarak kaynak yokluğunu ve emekli sayısının yüksekliğini gösterse de bu iddialar gerçek dışıdır. Sosyal güvenlik ve emekliler için muhtaç olunan kaynak toplumsal gelirde, GSYH’de mevcuttur. Mesele bunun nasıl bölüştürüleceğidir; yani bir tercih sorunudur. Öte yandan emekli sayısının çokluğu iddiası da doğru değildir. Pek çok yaşlanan toplum gibi Türkiye’de de emekli sayısı artmaktadır ve Türkiye’nin durumu birçok Avrupa ülkesine paraleldir.

Emeklilerin Toplumsal ve Siyasal Mücadelesi
Emekliler çok büyük bir toplumsal grup oldukları için siyasal davranışları ve toplumsal mücadeleleri belirleyici durumdadır. Sık sık siyasi iktidarın “oy deposu” olarak suçlansalar ve günah keçisi ilan edilseler de bu durum gerçeği yansıtmaktan uzaktır. Emekliler de diğer emekçi sınıflar gibi parçalı bir siyasal davranış göstermektedir; bu nedenle emeklileri suçlayan toptancı söylemler doğru değildir. Emeklilerin siyasal ve toplumsal önemi giderek artmaktadır; onları hesaba katmadan siyaset yapmak olanaklı değildir.
Emeklilerin örgütlü mücadelesine baktığımızda emeklilerin son derece zayıf bir örgütlenmeye sahip olduğunu görüyoruz. Çok sayıda emekli örgütü (sendika, dernek, platform) söz konusu olsa da toplam hacimleri oldukça sınırlıdır. Üye sayıları az, siyasal ve toplumsal etkileri cılızdır. Emekli mücadelesi, geniş kitleleri mobilize eden birleşik ve kitlesel bir hareket olmaktan henüz uzaktır.
Emekli mücadelesi yürütenler esasen “1970 kuşağı” diyebileceğimiz, gençliği 1970’lerde geçen kuşaktır. Bu kuşağın geçmişte işçi ve kamu emekçileri sendikal hareketinde öncü görevler yürütmüş olması, emekli mücadelesinin yükünü sırtlamalarını sağlamaktadır. Ancak bu avantaj, zaman zaman dezavantaja da dönüşmektedir; zira 1970’lerin mücadeleci kuşağı, sadece mücadele birikimini değil, o dönemin rekabetini ve iç tartışmalarını da emekli hareketine taşımaktadır. Bu durum, birleşik bir emekli hareketinin önündeki önemli sorunlardan biridir.
Emeklilerin mücadelesindeki bir diğer sorun ise örgütlenme biçimidir. 1990’ların ortasından bu yana devam eden sendikalaşma mücadelesi maalesef hukuken tıkanmıştır. Gerek AİHM gerekse Anayasa Mahkemesi kararlarıyla emeklilerin sendika kurmasının önündeki engeller pekişmiştir. Var olan emekli sendikaları kapatılmakta, yenileri hakkında davalar açılmaktadır.
Bu açmazdan nasıl çıkılır? Kanımca bunun en önemli yolu; içerik olarak sendika fikrinde ısrar etmek, hatta sendika adını kullanmaya devam etmek ancak teknik örgütsel form olarak “dernek” yapısını kullanmaktır. Mazruf aynı kalabilir ama zarf değişebilir. Hak arama örgütü olarak sendika iddiası korunmalıdır; ancak örgüt formu koşullara göre esneyebilir. Türkiye emek hareketi, geçmişte hem 1909’daki hem de 1971’deki yasakları aşmak için “cemiyet” ve dernek kurma yolunu başarıyla kullanmıştı.
Son olarak, örgütlenme açısından en büyük ihtiyaç bir “çatı ve şemsiye” yapıdır. Dağınık emekli örgütlerini tek bir yapıda birleştirme çabası gerçekçi olmayabilir; ancak hükümet karşısında tek ses olacak bir emekliler konfederasyonu veya emekliler birliği yaratmak çok daha anlamlıdır. Bu yolla bütün emekli girişimleri ortak talepler etrafında güçlerini ve enerjilerini birleştirebilirler. Birleşik ve mücadeleci bir emekli hareketinin yaratılması emeklilerin en önemli ihtiyacıdır.

