Duydunuz zilin sesini savaş başladı… İran yeni bir Vietnam mı?

Manşet Sayı 34 (Mart-Nisan 2026)

ABD ve İsrail’in İran’a dönük başlattıkları saldırganlık birinci ayını doldururken yaptığımız bu değerlendirme anlık ya da yakın vadeli değerlendirmelerden ziyade orta ve uzun vadede İran ve Ortadoğu’yu nelerin beklediğine ışık tutmaya çalışmaktadır.

Ali Rıza Çelik

Gong çaldı ve dünya tarihinde İran’a dönük müdahale ile birlikte yeni bir dönem açıldı dersek yanlış bir giriş değerlendirmesi olmayacaktır. Toplumlar tarihinde hiçbir olgu kendinden menkul değil, kendisinden öncekilerle ve sonrakilerle nedensellik bağı taşıyor. Yaşadığımız tarihsel kesite de gelecekten baktığımızda bu bağları göreceğiz elbette.

Ancak bu noktada bir parantez açabiliriz ve yaşadığımız sürecin yani Trump-Netanyahu-Epstein koalisyonu üzerinden ortaya çıkan tablonun standart sapma anlamına gelip gelmediğini sorgulayabiliriz. Ya da başka bir ifade ile sürecin dünya tarihinde bir anomali kategorisinde ele alınıp alınamayacağını düşünebiliriz. Olayın taraflarından bir tanesinin Trump ve Netanyahu ikilisinde cisimleşmesi ve pedofil, soykırımcı, gerici, faşist, küfürbaz vb… gibi özellikleri taşıyor olmaları yaşananların “post-truth” kategorisinde değerlendirilmesine yol açsa da, tüm gördüklerimiz ve yaşadıklarımız sonuna kadar gerçektir. Ve hatta uzun yıllardır ayak sesleri gelmektedir.

Dolayısıyla Trump’ın dünyadaki en büyük anomali olduğunu ve emperyalist siyasetin standard sapmalarını yaşadığımızı zannedebiliriz. Ancak içinde bulunduğumuz süreç geçmişi ve geleceği ile birlikte bir bütünlük oluşturmaktadır. Ortada emperyalist bir saldırganlık mevcuttur ve bazı popüler değerlendirmeler ise ABD’nin ya da Trump’ın aklanmasına hizmet etmektedir. Örneğin, son günlerde ortaya atılan ve Trump’ın Netanyahu tarafından kandırıldığı yönündeki propaganda gerçeklik payı taşıyor olsa bile emperyalizmin yönelimlerini perdelemeye hizmet edebilmektedir. Çünkü, bir önceki ABD başkanı Biden döneminde yaşanan Gazze katliamı herkesin malumu idi ve Netanyahu’nun bu adımları atmak için Biden’ı “kandırmak” gibi bir tercihte büyük ihtimalle bulunmamıştı. Genel planda ise İsrail’in Gazze’ye dönük uyguladığı saldırı Demokratı’ndan Cumhuriyetçisi’ne kadar tüm ABD siyasetinden açık ya da örtük destek almıştı. Özellikle Suriye’de cihatçı HTŞ’nin iktidara getirilmesi ve İsrail’in Gazze’ye ve Lübnan’a dönük saldırılarının paralel geliştiğini, Suriye’deki iktidar değişiminin emperyalizmin İran’a dönük müdahalesinin kapılarını sonuna kadar açtığının altını çizmemiz gerekmektedir.

Gelecekteki olasılıklar

Emperyalist saldırganlığın birinci ayında arkamızda bıraktık. Geleceğe dönük değerlendirmeler yaptığımızda şu başlıkların öne çıktığını ifade edebiliriz.
İran, potansiyel olarak ABD için 21. yüzyılın Vietnam’ıdır. Tarihsel koşullar farklılaşmış olsa da, meselenin uzaması emperyalizmin lehine olmayan gelişmelerin artmasına neden olacaktır. Ancak ABD’nin istediğini almak için bir şeylerin sonuna kadar gitmek gibi bir zorunluluğu da kendisini dayatmaktadır. Dolayısıyla emperyalist saldırganlığın inişli, çıkışlı bir şekilde devam etmesi beklenmelidir. ABD-İsrail ikilisinin orta ve uzun vadede askeri bir kazanım elde etmesi olasılık dahilindedir. Ancak İran’ın askeri kapasitesi, son yıllarda aldığı çeşitli darbelere rağmen savaşın ilk bir ayında kendini kanıtlamıştır ve ABD-İsrail’in bu savaştan zaferle ayrılamayacağı ortaya çıkmıştır. Bunun ne kadar sürdürülebileceği ise belirsizdir. Tersinden ABD’nin bu kadar saldırganlıktan sonra geri çekilmesi de bir olasılık olarak kenarda durmaktadır. Bu durum ise emperyalizmin yenilgisi olarak tarihe büyük harflerle yazılacaktır.
Meselenin Hürmüz Boğazı’na kilitlenmesi İran’ın elini güçlendiren bir olgu olarak karşımıza çıktığı gibi ABD’nin emperyalist manipülatif siyasetine de zemin sunmaktadır. Emperyalizmin bölge petrolleri (bunun en büyük bölümlerinden biri İran’da bulunuyor) üzerindeki hegemonya arayışı bölgeye müdahalenin en temel nedenlerinden bir tanesidir. Tersinden ise bugün ABD yönetimi Avrupalı emperyalistlerin ve Japonya’nın gözünü korkutmak için Hürmüz gündemini ve ekonomik tabloyu ortaya koymasına ise dikkat edilmelidir. Dünyada petrol fiyatlarının yükselmesi ile Hürmüz Boğazı’ndan petrol geçişinin durması arasındaki pozitif ilişki emperyalist kapitalist sistemin sömürüye dayalı, bütün gücü kendisinde toplamak isteyen ama aynı zamanda kırılganlıkları olan bir yapı olduğunu göstermiştir. Dolayısıyla, “emperyalizm kâğıttan kaplandır” dense yeridir.

Ortadoğu’nun geleceği açısından ise birkaç noktayı ifade etmek gerekmektedir.

Birincisi, ABD İran’ı hem kaotik hem de stabil bir geleceğe sürüklemek istiyor. Sürecin kaotik yanını İsrail’in, stabilite arayan yanını ise Trump yönetiminin temsil ettiği aşikâr. Bu açıdan emperyalist sisteme tam boy entegre olmuş bir İran ama Ortadoğu’da gücü oldukça kısıtlanmış bir İran istedikleri görülmektedir. Geçmişte bunun benzerini farklı bir düzlemde İran petrollerinin millileştirilmesine darbe ile yanıt verilmesinde görmüştük. O açıdan emperyalizm değişmemiştir, Ortadoğu’ya bakışı BOP çerçevesinde güncellenmiştir. Bu açıdan emperyalizmin İran stratejisini “kaotik stabilite” olarak düşünebiliriz.

İkincisi, emperyalizmin bölgeye dönük yaklaşımı Türkiye, İsrail, Suudi Arabistan ve Mısır’ın aşağı yukarı aynı eksende buluştukları bir dış politika stratejisidir. Bu stratejide farklı ülkelere farklı misyonlar verilmesi olasılık dahilindedir. Dolayısıyla Ortadoğu’nun genelinde ise İran’dan farklı olarak tam boy stabil bir dönem arayışı bulunmaktadır. Filistin meselesinin İsrail lehine nihayete erdirildiği, Lübnan’da Hizbullah’ın tasfiye edildiği, İran’ın kendi bölgesine hapsedildiği ve Rusya ile Çin’in önünün kesildiği bir tablo emperyalizmin Ortadoğu’daki en temel yönelimini temsil ediyor. Irak’ın işgalinin ve parçalanmasının, Suriye’ye dönük saldırganlık ve rejim değişikliğinin arkasında geniş planda bunları aramamızda bir sorun bulunmamaktadır.

Üçüncüsü, Ortadoğu artık Kafkaslar ve Karadeniz olarak okunabilecek bir noktaya gelmiştir. Normal koşullar altında Ukrayna gündemi ile Ortadoğu gündemini birbirinden ayırmak mümkün olabilirdi. Ayrı bölgeler ve ayrı dinamikler olarak değerlendirmek daha kolaydı. Ancak bugün Orta Asya’dan başlayarak Kafkasya’ya, Karadeniz’den geçip Ortadoğu’ya doğru geldiğinizde gerek savaşların gerekse emperyalist müdahalelerin belli bir bütünlük silsilesinde geldiğini tespit etmek yerinde olacaktır. Bu açıdan İran’a dönük saldırganlığın Netanyahu’nun Trump’ı kandırması olarak nitelenmesi yetersizdir. Bütünlüğün belirteçleri ise Türkiye üzerinden uç vermeye başlamıştır. NATO’nun merkezi Adana’da olacak yeni bir kolordu kurma girişimi, İstanbul Boğazı’nda NATO unsurlarının yer alacağı bir üssün tesis edilmesi, Temmuz ayında NATO zirvesi için adresin Ankara olarak belirlenmesi bahsettiğimiz durumun Türkiye üzerinden tescillenmesi anlamına gelmektedir.

Kısa sonuçlar

ABD’nin Ortadoğu’da mutlak hakimiyet istediği açıktır. Benzeri şekilde İsrail, “Kenan diyarı” adı verilen Doğu Akdeniz sahil kesiminde mutlak hakimiyet ve Ortadoğu’da BOP Vekil Başkanlığı istemektedir. Dolayısıyla Ortadoğu’ya dönük emperyalist siyaset bu eksende devam edecektir.
Gelinen aşamada yeni bir dünya savaşına gidip gitmediğimiz konusu da güncel olarak ele alınan başlıklardan birisidir. Yeni bir dünya savaşının Çin ile ABD arasında patlak verme ihtimali, sanıyoruz ki emperyalist blok içerisinde yaşanacak bir yarılma sonrasında ortaya çıkacak olan büyük savaşlardan daha düşük olsa gerektir. Çok basit bir örnek vermek gerekirse İran’a dönük saldırı süreci ABD’nin içindeki tarafları keskinleştirmiş, ABD ile Avrupalı emperyalistler arasında çatlak oluşturmuştur. İngiltere başta olmak üzere emperyalist ülkelerin ve yanında dizilen diğer ülkelerin İran savaşına girmekteki isteksizlikleri emperyalistler arasındaki rekabetin ortaya çıkmasıdır. Bu noktada ise Türkiye’nin tavrının açık bir şekilde ABD’nin çizdiği çerçeve içerisinde kalması ise önemli bir nokta olarak not edilmelidir.

Çin ile ABD arasındaki ekonomi savaşlarının, ticari rekabetin yükselmesi ve bunun sonuçları önümüzdeki on yılların konusu olacak ve buradan hareketle çok kutuplu dünya tartışmaları gündemde kalmaya devam edecektir. Venezuela, Rusya, Çin, Küba, İran diye başlayan ve devam eden ülkeler silsilesinin dünyada emperyalizme rağmen ya da emperyalizm dışında nasıl bir iktisadi, siyasi sistem oluşturabilir mi ya da ne şekilde oluşacak bunları göreceğiz. Ancak bu noktada işi kısa kesmek pahasına “sosyalizmden aşağısı kurtarmayacaktır” demek gerekecek gibi görünmektedir.
“Epstein İttifakı” adı vermemizde hiçbir sakınca olmayan ABD-İsrail ikilisinin İran’a dönük müdahalesi İran’da bir ilkokulun vurulması ve 165 tane kız çocuğunun katledilmesi ile başladı. Bugün bu saldırının faillerine baktığımızda bunun tesadüf ya da hata değil bir tercih olduğunu düşünmek için çokça nedenimiz var. Bir grup zengin kapitalistin ve emperyalistin kurdukları “dünya düzeni” artık gitmiyor ve gitmeyecek. O yüzden en rezil, gerici, faşist ve insanlık düşmanı yüzlerini açık bir şekilde ortaya koyuyorlar. Bunu yaptıklarında insanlığın geri püskürteceklerini düşünüyorlar. İran’da savaşı kazanmak için bir adım sonrasında atom bombası atmaktan çekinmeyecek bir zihniyet ile karşı karşıyayız.

Ancak ne olursa olsun yenilecekler. “Büyük İnsanlık” kazanacaktır…

Related Posts