Yayın Kurulu

Merhaba,
Dünya, eski dengelerin sarsıldığı, yeni paylaşım savaşlarının cephe hatlarını belirlediği ve barut kokusunun küresel bir sis gibi yayıldığı karanlık bir eşikten geçiyor. Emperyalist saldırganlığın teknolojiden enerjiye, ideolojiden sıcak çatışmaya kadar her sahada vites yükselttiği bu kaos ikliminde, yalnızca bugünü değil geleceği de savunmak zorundayız. Elinizdeki bu sayı, sıradan bir yayıncılık faaliyeti olmanın ötesinde; silahların gölgesinde hakikati, sermayenin kuşatmasında ise sınıfı savunan bir iradedir.

“Kimlik siyasetine veda”… Bu üç kelime, bir kışkırtma değil, uzun süredir ertelenen bir hesaplaşmanın adı olarak karşınıza çıkıyor. Biliyoruz, sert bir başlık. Ama bu sertlik öfkeden değil, zorunluluktan doğuyor. Onlarca yıldır kimlik siyasetinin gölgesinde bekletilen o yakıcı gerçeği, sınıfı, bu dosyada merkeze alıyoruz.

Gamze Yücesan, bu vedanın ardından ne geleceğini sorguluyor. Sosyalist ufku geçmişin bir kalıntısı değil, bugünün ve geleceğin kurucu imkânı olarak yeniden tanımlamayı öneriyor. Teori, özne ve strateji üçgeninde yürüttüğü tartışmada, kimlik siyasetinin yalnızca yetersiz değil, tarihsel olarak da malul olduğunu ortaya koyuyor.

Ulaş Karadağ, vedanın neden bu kadar geciktiğine odaklanıyor. Emperyalizmin görünmezleşmesi ile sınıf siyasetinin gerilemesi arasındaki bağı; sosyal demokrasinin çöküşünü ve parlamentarizmin sınıf mücadelesini masseden işlevini kuramsal referanslarla örüyor. Kimlik siyasetinin hâkimiyetinin tesadüf değil, yapısal bir üretim olduğunu hatırlatarak vedayı daha acil hâle getiriyor.

Umut Kuruç, dosyanın belki de en kritik sorusunu soruyor: Sermaye neden “woke”u seviyor? 2008 krizinin sınıf bilinci üzerinde yarattığı sabotajı ve kurumsal duyarlılık performanslarının emek-sermaye çelişkisini nasıl örttüğünü analiz ediyor. Çelişki nettir: Kimlik siyasetine en çok sahip çıkan kurumlar, sınıfsal sömürüyü en pervasızca sürdürenlerdir.

İshak Muhaciroğlu ise vedanın yanlış anlaşılmasına karşı bir set çekiyor. Kimlik kategorilerini reddetmek yerine, bu kategorilerin sınıfsal köklerinden koparılmasının nasıl bir “yanlış bilince” dönüştüğünü tartışıyor. Vedanın hedefi kimliklerin kendisi değil, bu kimliklerin sistemle uyumlu hale getirilmesidir.
Dört yazar, dört pencere; ancak bakılan manzara aynı: Sınıfı görünmez kılan her hamle, nihayetinde egemen düzeni tahkim eder.

Özgür Orhangazi, Chávez’den Maduro’ya Venezuela deneyimini ekonomi-politik bir süzgeçten geçiriyor. Üretim yapısını dönüştürmeden ve sınıfsal güç dengelerini değiştirmeden girişilen projelerin, dış müdahaleler karşısındaki kırılganlığını sarsıcı bir dille sorguluyor. Jeopolitik cephede ise İran’ın yeni bir Vietnam’a dönüşme potansiyeline bakıyor, NATO’nun “kanlı kılıcını” ve Münih’te enkaza dönüşen güvenlik mimarisini masaya yatırıyoruz. Emperyalizm bu sayfalarda soyut bir kavram olmaktan çıkıp et ve kemik kazanıyor.

Teknoloji cephesinde Palantir, Pentagon ve OpenAI kıskacında şekillenen “yeni emperyalizme” odaklanıyoruz. Yapay zekânın savaş ekonomisiyle bütünleşmesi, insanlığın mevzilerini nereden tehdit ediyor? Bu soruyu sormak artık bir lüks değil, zorunluluktur. Ayrıca laikliği statik bir ilke değil, tarihsel bir mücadele alanı olarak yeniden ele alıyor; emeklilerin yükselen sınıf bilincinden Köy Enstitüleri’nin mirasına uzanarak toplumsal belleğimizi tazeliyoruz.

Siyasal analizlerimiz; Sağ Kemalizm’in sınırlarından nadir toprak elementleri üzerinden yürütülen yeni sömürgecilik savaşlarına, yeşil sahalardaki umut sömürüsünden ekranlardaki kurgulanmış rollere kadar geniş bir sahayı tarıyor. Bu panorama, kapitalizmin ideolojik ve maddi saldırı hatlarını bir bütün olarak görmeyi mümkün kılıyor.

Son olarak edebiyat ve tarih: Karl Marx’ın 18 Brumaire’indeki keskin eğretilemeleri edebi bir mercekle inceliyor; Nikolay Gogol’ün Palto’sundan sızan toplumsal hakikati yeniden keşfediyoruz. Sovyetlerin kış olimpiyatları serüveninden Sovnarkom kararnamelerine uzanan fragmanlar, bugünün algoritmik kuşatmasına karşı devrimci bir hafıza barikatı kuruyor.
Bu sayı bir bütün olarak şunu söylüyor: Cepheler farklı olsa da düşman aynı. Sermayenin çok yönlü saldırısına karşı bütünlüklü bir yanıt gerekiyor. Kimlik siyasetine veda, bu bütünlüğün önkoşuludur.
İyi okumalar.

Related Posts