Yankee Go Home!

Mercek Sayı 33 (Ocak-Şubat 2026)

NATO çizgisine kilitlenmiş dış politika, anti-komünizm üzerinden şekillenen devlet aklı ve sermaye çevreleri, bu bağımlılık ilişkisinin iç ayağını oluşturuyordu. Bu nedenle Komer’in arabasının yakılması, aynı zamanda Türkiye egemen sınıflarına yöneltilmiş bir meydan okumaydı.

Hikmet Yaman

6 Ocak 1969 tarihinde ODTÜ kampüsünde rektörlük binasının kapısında duran diplomatik plakalı 1968 model Cadillac otomobil öğrenciler tarafından ters çevrilerek ateşe verildi.

Yanan otomobil, yalnızca ABD Büyükelçisi Robert Komer’e ait bir araç değildi. O alevler, Türkiye’nin NATO içindeki konumuna, Ortadoğu’daki emperyalist planlara ve bu planların yerli taşıyıcılarına yönelmiş açık bir politik itirazdı. Aradan geçen on yıllar, o itirazın haklılığını ortadan kaldırmadı; tersine daha görünür kıldı.

Resmî söylem NATO’yu “kolektif savunma örgütü” olarak tanımlar. Oysa tarihsel gerçeklik nettir: NATO, ABD emperyalizminin öncülüğünde ve kontrolünde kurulan askeri-siyasi bir hegemonya mekanizmasıdır. Üye ülkeler eşit değildir; karar alma süreçleri Washington merkezlidir.

Türkiye’nin NATO üyeliği kendi güvenliğini değil, ABD’nin Ortadoğu planları için bir lojistik merkez, İsrail’in güvenliği açısından kritik bir NATO unsuru ve kuruluşu itibariyle Sovyetler Birliği’ne karşı bir ileri karakol olması hasebiyle üslerle ve ikili anlaşmalarla somutlaşmıştı. Bugün ise radar sistemleri, füze kalkanları, “Müttefik yükümlülükleri” adı altında sürmektedir.

Amerika katil katil!

Peki, kimdi bu aracı yakılan kişi? Neden tepkiyle karşılanmıştı?

Robert Komer, ABD’li bir siyasetçiydi. ABD’nin 1964 yılında “Truman Domino Teorisi “ olarak adlandırılan planlar çerçevesinde Vietnam ve çevresini ablukaya alarak başlattığı saldırılar sırasında “pasifikasyon” uzmanı olarak bilinen bir isimdi.
1968’de ABD’nin Türkiye Büyükelçiliği’ne atanmıştı. Anti-emperyalist çevrelerce özellikle Vietnam’daki faaliyetleri nedeniyle “Vietnam kasabı” olarak niteleniyordu.

Robert Komer’in Türkiye’ye atanması, Emperyalizmin Vietnam deneyiminden bağımsız okunamaz. ABD, Vietnam’da kaybettiği prestiji Ortadoğu’da telafi etmeye çalışıyordu. Türkiye ise bu coğrafyada, Sovyetler Birliği’ne karşı bir ileri karakol, Ortadoğu’ya açılan lojistik merkez, İsrail’in güvenliği açısından kritik bir NATO unsuru olarak yer alıyordu.

ODTÜ’lü devrimcilerin ateşe verdiği araç emperyalizmin bölgesel stratejinin bir simgesiydi. Yapılan eylem, tekil bir “protesto olayı” olmanın ötesinde, dönemin siyasal gerilimlerinin Türkiye’deki yansımasını simgeleyen tarihsel bir kırılma noktasıdır. Bu olay, Vietnam Savaşı’nın yarattığı tahribata ilericilerin dünya ölçeğinde tepkisi, yükselen gençlik hareketleri ve Türkiye’nin NATO içindeki konumunun sorgulanmasıyla doğrudan ilişkilidir.
1960’ların sonları Emperyalizmin sosyalist bloğa karşı en sert ve her cepheden saldırdığı bir dönem olarak görülebilir. Robert Komer, Vietnam’da “pasifikasyon programı”nın mimarlarından biri olarak bilindiği için, yalnızca bir diplomat değil, ABD’nin emperyalist müdahaleciliğinin sembolü olarak algılanmıştır.
Büyükelçi Robert Komer, 6 Ocak 1969 tarihinde ODTÜ Rektörü Erdal İnönü’yü ziyaret etmek amacıyla kampüse geldi. Komer’in makam aracı olan siyah bir Cadillac rektörlük binasının önüne park edildi.
Komer içerdeyken, haberi alan yüzlerce öğrenci binanın önünde toplandı. Aralarında Sinan Cemgil, Hüseyin İnan, Yusuf Aslan, Taylan Özgür, Ulaş Bardakçı gibi dönemin öğrenci liderlerinin bulunduğu grup, arabayı önce ters çevirdi. Ardından, Sinan Cemgil’in atkısını benzin deposuna sokarak ateşlemesiyle araba tamamen yakıldı.

Olayın ardından kampüs polis ve askerler tarafından kuşatıldı. Çok sayıda ODTÜ öğrencisi gözaltına alındı. Üniversite yönetimi baskı altına alındı. Eyleme katılan çok sayıda öğrenci hakkında davalar açıldı.
Açılan davalarda öğrenciler; “Devletin itibarını zedelemek, yabancı temsilciye saldırı, kamu malına zarar” gibi suçlamalarla yargılandı. Bir kısmı hapis cezaları aldı, bir kısmı uzun tutukluluk süreçleri yaşadı.
Sosyalist hareket açısından Komer olayı yalnızca ABD’ye karşı değildi. Asıl vurgu şuradaydı:
Emperyalizm, bu ülkede yerli işbirlikçiler olmadan var olamazdı.
NATO çizgisine kilitlenmiş dış politika, anti-komünizm üzerinden şekillenen devlet aklı ve sermaye çevreleri, bu bağımlılık ilişkisinin iç ayağını oluşturuyordu. Bu nedenle Komer’in arabasının yakılması, aynı zamanda Türkiye egemen sınıflarına yöneltilmiş bir meydan okumaydı.

Sonrası: Komer gitti, sömürü düzeni devam ediyor.

Robert Komer, 1969 yılı içinde Türkiye’den ayrıldı.
Ancak, ABD üsleri kapanmadı,6.Filo gelmeye devam etti, devrimci mücadele baskı altına alındı. 1971’de 12 Mart Muhtırası geldi. Ardından idamlar, işkenceler, yasaklar… Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan ve binlerce devrimci genç, işte bu hattın devamında hedef alındı. İdam edildiler. İşkencelerde katledildiler. Hapishanelere atıldılar.
Bugün emperyalizm artık yalnızca büyükelçilerle gelmiyor. Borç mekanizmalarıyla, Güvenlik anlaşmalarıyla, “Stratejik ortaklık” söylemleriyle, Medya ve sermaye ağlarıyla işliyor.

Yerli işbirlikçilik: Dün de bugün de anahtar

1969’da sosyalistlerin temel tespiti şuydu: Emperyalizm dışarıdan gelir, içeride tutunur.
Bugün de tablo değişmiş değil. NATO üyeliği sorgulanamaz bir “devlet politikası” olarak sunuluyor. ABD ile ilişkiler “stratejik zorunluluk” kisvesi altında meşrulaştırılıyor. Ortadoğu’daki her askeri hamle “milli çıkar” söylemiyle paketleniyor.
Ancak sonuç değişmiyor: Halk yoksullaşıyor, bölge savaş alanına dönüyor, egemenlik söylemi içi boş bir retoriğe indirgeniyor.
1969’da ODTÜ’de yanan otomobil, NATO’nun Türkiye’deki rahat dolaşımına, işbirlikçilere karşı atılmış bir korun parçasıydı. Alevler söndürüldü, mücadele yavaşladı, isimler değişti. Ama soru hâlâ ortada duruyor: Türkiye, Ortadoğu’da kimin savaşının parçası?
NATO kimin güvenliğini sağlıyor? Ve bu düzende emekçi halkın payına ne düşüyor?
O gün Komer’in arabasını yakan irade, bugün hâlâ güncel olan tek şeyi hatırlatıyor:
Emperyalizm süreklidir; ona karşı mücadele de öyle olmak zorundadır.
1969’da ODTÜ’de yanan araba, bu sorunun ateşe verilmiş hâliydi. O gün gençlik, “dokunulmaz” denileni yakarak şunu söyledi:
Emperyalizm kader değildir.
Bağımlılık yazgı değildir.
Ve hiçbir güç durduramaz halkın coşkun akan selini

Related Posts