Gürcistan: Emperyalist kuşatmanın güney cephesi

Mercek Sayı 32 (Kasım-Aralık 2025)

Mustafa Tunçay

Gürcistan, jeopolitik açıdan önemli bir birleşim noktasıdır; Karadeniz’e erişimi, Rusya’nın güney sınırına komşuluğu ve Hazar enerji koridorlarının potansiyel yolu üzerindeki konumunun yanı sıra küresel kapitalist hiyerarşi içindeki bağımlı bir devlet durumundadır. Emperyalizmin Kafkasya’yı dönüştürme planları, Rusya’nın güvenlik kaygıları ve nüfuz mücadelesinin çatışma alanı haline getirmektedir.

Gürcistan Başbakanı Kobahidze tarafından, Gürcistan’ın AB ile müzakerelerin askıya alındığının açıklamasının ardından Tiflis’te başlayan kitlesel protestolar, ülkenin küresel sermaye ile bölgesel güçlerin arasındaki vekâlet savaşı alanına dönüştüren bir üst yapısal çatışmanın görünürdeki yüzüydü.

 

Küreselci Sermaye ve Onların İdeolojik Destekçisi Kentli Orta Sınıf

Bir hareketin büyüklüğünden ziyade, onu oluşturan sosyal kesimlerin talebinin ekonomik karşılığını ve aynı zamanda bu kesimlerin ekonomik temelini, çıkarlarını sorgulamak politik anlamlandırma için daha verimlidir. Gürcistan’daki protesto hareketine yön veren kitle, genel olarak uluslararası fonlarla beslenen Sivil Toplum Kuruluşları (STK) aktivistleri, Batıda eğitim görmüş gençler, öğrenciler ve kentli orta sınıftır. Bu kesimler, küresel mali sermayenin hizmetinde olan ve ideolojik olarak liberal, Batı yanlısı normlara bağlı bir “komprador” burjuvazi fraksiyonunun entelektüel işgücünü temsil etmektedir. 

Sokaklardaki halkın kalabalığı ise ayrı bir soru işaretidir. Avrupa Birliği tarafından yapılan birçok destekleyici açıklamalara veya Finlandiya Dışişleri Bakanı Elina Valtonen’in bizatihi gidip Gürcistan’daki protestolara katılmasına rağmen ilk başlarda yüzbinler diye ifade edilen sayılar, sonrasında on binler ve binlere doğru geriledi.

Bu hareketin temel çelişkisi, sokaklarda kitlesel bir halk hareketi görüntüsü verse bile, geleneksel işçi sınıfının, organize sendikaların veya kırsal yoksul kitlelerin taleplerinin ön planda olmamasıdır. Hareketin asıl tetikleyicisi olan “Yabancı Etkinin Şeffaflığı” yasası, finansmanının yüzde 20’sinden fazlasını yurtdışından alan STK’ları ve medyayı hedef alarak, doğrudan bu hareketi yönlendiren foncu-liberal entelektüel kesimin maddi varlık koşullarını tehdit etmektedir.  [1] Bu nedenle, protestolar soyut demokrasi savunuculuğu ile beraber, Batı sermayesiyle entegrasyon yoluyla birikim rejimini savunan bir seçkinci fraksiyonun kendi sınıf çıkarını koruma mücadelesini de içermektedir.

 

2008 Askeri Müdahalesi: NATO’nun Provokasyonu ve Bir Hezimetin Mirası

Rusya’nın 2008’deki askeri müdahalesi, Gürcistan’ın on yıldan uzun süredir devam eden NATO ve Avrupa Birliği’ne tam entegrasyon arzusunun, Rusya’nın Kafkasya’daki güvenlik kaygıları ile doğrudan çatıştığı bir dönüm noktasıdır. O dönemin Gürcistan lideri Mihail Saakaşvili, Batı tarafından desteklenen ve küresel finansal sermayenin çıkarlarına uygun reformları hayata geçiren “Turuncu Devrimler” modelinin bir ürünü olarak, ülkeyi Rusya’ya karşı bir cephe devleti haline getirme projesine alet olmuştu.

Savaş, Gürcistan’ın Güney Osetya’yı geri alma operasyonuna Rusya’nın tam ölçekli askeri müdahalesiyle yanıt vermesiyle patlak verdi. 

Savaşın mirası, Gürcistan’ın ulusal burjuvazisinin bir kısmında derin bir hayal kırıklığı yarattı. ABD ve NATO, ortaklık ilişkilerine rağmen, Rusya’ya karşı Gürcistan’ı askeri olarak koruyacak ne yasal ne fiziki bir mekanizmaya sahip değildi. Bununla beraber Almanya, Fransa gibi kilit AB üyelerinin Rusya ile önemli ekonomik bağlara sahip olması, Rusya’ya karşı sert önlemler alınmasını engelledi.

Bu durum, Batı’nın askeri-ideolojik dayanışmasının, sermayenin somut ekonomik çıkarları karşısında kolayca terk edilebileceğini gösterdi. Bu “yalnız bırakılma” hissiyatı, Batı’nın askeri himayesinden şüphe duyan ve kendi birikim rejimini daha ulusal korumacı bir zemin üzerinde inşa etmek isteyen oligarşik burjuvazi fraksiyonunun (Gürcü Rüyası’nın çekirdeği) iktidara yükselişinin ideolojik zeminini hazırlamıştır.  

Gürcü Rüyası İktidarı: Ulusal Burjuvazinin Yükselişi ve “Yabancı Ajan” Yasası

2012’den bu yana Gürcistan siyasetine hakim olan Gürcü Hayali Partisi ve kurucusu, milyarder Bidzina Ivanishvili, ulusal-muhafazakâr bir söylemi temsil etmektedir. Ivanishvili, servetini 1990’larda Rusya’daki özelleştirme süreçlerinde biriktirmiştir ve Forbes dergisinin iddiasına göre 6.4 milyar dolarlık tahmini serveti vardır. Bu fraksiyon, Saakaşvili döneminin Batı destekli, foncu-liberal oligarklarına karşı, devleti kontrol altında tutarak ve Rusya ile denge siyaseti güderek kendi korumacı birikim rejimini sürdürmek istemektedir.

2024 yılında yürürlüğe konan “Yabancı Etkinin Şeffaflığı” yasası, bu ulusal burjuvazinin, kendi ekonomik ve siyasi çıkarlarını koruma hamlesidir. Yasayla amaçlanan, dış finansman alan STK’ları ve medya kuruluşlarını “yabancı bir gücün çıkarlarını gözetiyor” olarak tescil ettirmek ve uymazlarsa para cezalarıyla mali kaynaklarını durdurmaktır. ABD dahil birçok ülkede yabancı etkinin açıklanmasına dair yasalar mevcutken, bizzat bu ülkelerin yararını güden vakıfların fonlarından yararlanan batıcı-liberal medya bu yasanın kendi ülkelerinde olmasını “Rusya oluyoruz” sloganıyla karşılamıştır. [2]

 

Sivil Toplumun Araçsallaştırılması: Soros, NED ve Ebert Vakfı

Emperyalizmin gereksindiği ideolojik meşruiyeti yeniden üreten önemli araçlardan biri de, özellikle çevre ülkelerde, sivil toplum kuruluşlarıdır. Gürcistan’daki “demokrasi inşası” ve “sivil toplumu güçlendirme” söylemleri altında faaliyet gösteren uluslararası kuruluşlar, Batı sermayesinin jeopolitik ve ekonomik çıkarlarını destekleyen bir ideolojik aygıt durumundadır.  

George Soros’a bağlı Açık Toplum Vakıfları (Open Society Foundations), 2020’deki bir raporlarına göre 1994’ten bu yana Gürcistan’a $85 milyonun üzerinde resmi yatırım yapmış, yerel STK’ları desteklemiş ve 1.200’den fazla Gürcü öğrenciye yurtdışında burs sağlayarak entelektüel komprador kesimin oluşumunu sağlamıştır. Soros fonları, seçim adaletini koruma (Örn.: “This Affects You Too” kampanyası) ve hukuk reformu gibi alanlarda, küresel sermayenin güvenli ticareti için gerekli hukuki altyapının kurulmasına dolaylı olarak hizmet etmiştir. [3] 

Almanya’nın sosyal demokrasi geleneğine sahip Friedrich-Ebert-Stiftung (FES) vakfı ve ABD’nin NED kuruluşu Dünya çapında 1.600’den fazla sivil gruba hibe sağlayan, Gürcistan’daki önemli medya ve entelektüel platformları (örn. : Civil Georgia) destekleyerek, ABD emperyalizminin jeopolitik çıkarlarına uygun bir medya ortamının oluşumuna katkıda bulunmuştur

Bu kuruluşlar tarafından finanse edilen yerel STK’lar ve medya kuruluşları (TV Pirveli,Civil Georgia, kapanan Mtavari Arkhi gibi), protestolarda örgütleyici rolü üstlenerek, Batı sermayesinin ideolojik ve siyasi etkisini Gürcü devlet aygıtı üzerinde sürdürme çabasının ön saflarında yer almıştır.   

 

Emperyalist Planlar ile Post-Sovyet Talancılar Arasında Gürcü Halkı

Gürcistan’daki siyasi ve toplumsal krizin özü, halkın çoğunluğunun ekonomik çıkarlarını temsil etmemektedir. Bu çatışma bir bakıma emperyalizmin bölgeyi biçimlendirme çalışmaları ile Sovyetler sonrası talan sürecinde zenginleşmiş Rusyacı sermaye fraksiyonu arasındaki hegemonyanın çatışmasıdır:

Batıcı-liberal, bir nevi komprador burjuvazi, tam AB-NATO entegrasyonu ve neoliberal reformlar yoluyla küresel mali sermayeyle eklemlenmeyi savunup; ideolojik üretiminin finansal dayanağı dış fonlara bağımlıdır. Gürcü Hayali Partisi ile cisimleşen ulusal-muhafazakâr sermaye ise korumacı bir birikim rejimiyle kendi iç gücünü sürdürmek ve Batı’nın sözde denetleyici, aslen yerel ideolojik üretim medyasının kaynaklarını kısmayı amaçlamıştır. Finansal temeli özelleştirilen devlet tekelleri ile ilişkilidir.

Protestolarda “Özgürlük” veya “Avrupa” gibi idealist burjuva kavramları öne çıkarken, halkın gerçek dertleri olan yüksek işsizlik, yoksulluk ve sosyal eşitsizlik gibi temel ekonomik ve sınıfsal talepler bu jeopolitik gündem içinde ikincil kalmaktadır. Halk, bir yandan Batı mali sermayesinin neoliberal sömürüsünü getirmeyi amaçlayanlar ile öbür tarafta Sovyetler sonrası özelleştirmelerle mali birikim yapan ulusal-muhafazakâr tutum arasında sıkışıp kalmış durumdadır.   

 

Emperyalizmin Kazancı

Gürcistan’daki son eylemlerin sınıfsal özeti şudur: Bunlar, SSCB sonrası ortaya çıkan özelleştirmeci oligarklara (Ivanishvili’nin fraksiyonu) karşı, ülkeyi NATO’cu AB’ci liberal bir talana açmak isteyen foncu kesimlerin çatışmasıdır.

Bu çatışmanın nihai kazananı ise, Gürcistan halkı değil, bölgede nüfuzunu artırmak isteyen küresel emperyalizmdir. Yabancı ajan yasası ile yerel oligarşi Batı’nın ideolojik etkisini zayıflatmış olsa da, bu durum Gürcistan’ı ne tam bağımsızlığa ne de sosyalist bir yola taşımaktadır. Gürcistan, vekâlet savaşının nesnesi olarak kalmaya devam etmekte, halkın gerçek ihtiyaçları ise burjuva fraksiyonlarının bu kısır iktidar savaşında yer bulamamaktadır. Gürcistan halkının gerçek kurtuluşu, ancak her emperyalist saldırganlığın sömürü mekanizmasını reddeden ve aynı zamanda oligarşik kesimlerin hâkimiyetine son veren bölgesel bağımsız bir sosyalist yolun inşasıyla mümkün olacaktır.

 

[1]: https://www.dw.com/tr/yabanc%C4%B1-etki-yasas%C4%B1-g%C3%BCrcistan-parlamentosunda-kabul-edildi/a-69074540

[2]: https://tr.euronews.com/2024/04/18/gurcistanda-halk-neden-sokaklarda-yabanci-ajan-yasa-tasarisi-nedir

[3]: https://www.opensocietyfoundations.org/newsroom/the-open-society-foundations-in-georgia

Related Posts