Prof. Dr. İzzeddin Önder
Devlet olgusu, tarihin kadim dönemlerinden zamanımıza kadar gelmiş, yolda değişikliklere uğramış, toplumların yapısına göre değişmiş ve toplumu değiştirmiş olarak, zamana ve ekonomik koşullara göre değişiklikler gösteren hukuksal-siyasi yapılanmadır. Kadim zamandan günümüze dek toplumların gelişmesine koşut olarak ortaya çıkmış yönetsel yapılanma olan devlet, her toplulukta ortaklaşa karar alınma zemini oluştuğunda, ya da topluma hâkim olan bir kişinin veya hâkim grubun topluluğu yönetmeye kalkıştığı durumda organik olarak teşekkül eden örgüttür. Her topluma, toplumun yapısı ve özelliklerine göre şekillenen devlet örgütünü, tarihsel çizgisi içinde kesin hatlarıyla tanımlamak olası değildir. Buna rağmen, devlet örgütünü çok kaba hatlarıyla toplulukları baskılayan ya da baskılayarak yöneten örgütlenme biçimi olarak tanımlamak olasıdır.
Her toplulukta organik olarak oluşan yönetici örgüt, doğal olarak köleci ve göçebe toplumlarda da en ilkel şekliyle oluşmuştu. Demokratik geleneğin gelişemediği böylesi ilkel toplumlarda en ilkel şekliyle oluşan devlet örgütü genellikle bir despot lider şeklinde ortaya çıkmıştır. Böylesi toplumlarda toplumu yönetenler günümüzdekine benzer şekilde örgütlü ve görece demokratik nitelikli olmayıp, despotik ve baskıcı örgütler ya da kişisel yönetim biçimleri olarak şekillenmişti. Bunun sebebi mülkiyet biçimi idi. Toprak mülkiyetinin zorla ya da başka sebeplerle bir kişiye ya da aileye ait olduğu koşullarda mülk-devlet yapılanması oluşur. Mülk devlet teorisi, bir başka deyişle organik devlet teorisi, merkantilist dönem geleneklerini sürdürürcesine mülkün devlet hazinesine ait olduğu, vatandaşların buna tekabül eden servetlere sahip olmadığı tezine dayandırılır. XIV. Louis’in ünlü “Devlet Benim” sözcüğü mülk devlet anlayışının sembolüdür. Mülk devlet yapısında toplumsal servet devletin hazinesini oluşturur ve bu yapılanmada krematistik bütçe yapılanması kullanılır. Osmanlı devlet ve hazine yapısı da mülk devlet kavramında ele alınabilir.
Feodal dönemde feodal beyin vergi salma yetkisini sınırlayarak günümüze dek uzanan mali sistemlerin oluşum temellerinin atılmasında iki önemli olay öne çıkar. Bunlardan biri 13 üncü yüzyıl dini lideri Thomas Aquinas’ın dönemin yöneticisine, toplumun genel refahının yükseltilmesi için vergi salınması talebinin hırsızlık olmayacağı fetvasıdır. Aynı yüzyılda, ikinci önemli gelişme de, İngiltere’de baronların kral John’a parlamentonun tasvibini almadan vergi salamayacağı anlaşmasını dayatmasıdır. Magna Carta olarak bilinen 1215 yılında imzalanan bu ünlü sözleşme günümüze kadar süzülerek gelen, mülk devlet karşıtı olarak ortaya çıkan bireyselci devlet yapısında parlamenter demokrasi anlayışının temelini oluşturur. (Webber and Wildavsky, 1986)
Toplumların gelişmesinde ve devlet kurumlarının şekillenmesinde öncü ülke olan İngiltere’de John Locke maliye yapılanmasında tarihsel bir rol üstlenmiştir. John Locke, sürgünde oluşturduğu Treatise of Civil Government adlı eserini, 1690 yılında Kraliçe Mary’yi Hollanda’dan İngiltere’ye getiren gemide sundu.(Locke, 1960) Bu tarihi belgede, çağımızın hükümet sisteminin esasını oluşturan devlet ve hükümet yapılanmasının esasları belirtilmişti. Kişilerin servetleri ile devletin mali yapısının ayrıştırıldığı bu tarihi belgede Locke, Aristo mantığına dayalı doğal insan anlayışı ile “insan insanın kurdu” mealindeki Hobbes mantığı arasında kurguladığı toplumsal yapılanmada kamu varidatının temelini yararlanma ilkesine dayalı vergileme oluşturuyordu. Günümüzün genel vergileme prensibi artık mülk devlet anlayışının terk edildiğini ve kameralistik bütçe sistemine geçilmiş olduğunun karinesini oluşturuyordu.
Feodal yapılanmadan ulus devlet yapılanmasına geçişin başlangıcını oluşturan 1648 Vestfalya antlaşması servetlerin ve servete dayalı hâkimiyetin alan değiştirmesini simgeler. Ulus devlet yapılanmasına geçişle, mülk sahibi derebeyleri ve feodal beyler servetlerini muhafaza kaydıyla, kamusal erklerini devlet örgütüne terk etmiş oldular. Böylece, toplumsal güven ve düzenin sağlanması, sınırların korunması, adalet, emniyet, ulaşım vs gibi kamusal görevler devlet örgütünün uhdesine terk edilmiş, fakat söz konusu kamusal görevlerin ifası için gerekli ekonomik kaynaklar geçmişin derebeyleri ya da feodal beylerin uhdesinde kalmış oluyordu. Bu bölüşüm, güç bölüşümü gibi gözükmekle beraber, mülkün feodal beylerde kalmasıyla aslında devlet aygıtı mülk sahibi ekonomik güçlerin denetimi altına girmiş olduğunu simgeliyordu. Günümüzün devlet yapılanması, toplumların ekonomik yapılanmasına koşut olarak, tarihsel aşamalardan geçip, güç ilişkileri bağlamında imbikten süzülerek bugünkü görüntüsünü almıştır. Devlet olgusu toplumların ekonomik süreçlerinde zamana ve mekâna göre değişen ekonomi ve toplumsal ilişkiler bağlamında muhtelif aşamalardan geçerek geliştiği için basit yapılanma şekliyle tanımlanıp, nitelenemez. Ancak çok yaygın bir genellemeyle, günümüzün devlet yapılanması toplumsal gereksinimleri karşılayan, hukuk ve düzeni sağlayan hukuksal-siyasal yapılanma olarak tanımlanabilir.
Günümüz devlet yapılanması çok farklı açılardan tanımlanmaktadır. Bu konudaki en kapsamlı açıklama Dunleavy ve O’Leary ikilisinin eserinde bulunur. (Dunleavy and O’Leary, 1987) Günümüzde devlet, ana akım ve sol yazımda başlıca beş farklı şekilde açıklanmaktadır. Tüm yaklaşımlar iki eksen üzerinden kurgulanır. Birinci eksende hukuk ve düzenin sağlanması (Law and Order), dış ve iç kalkışlara karşı sistemin korunması ve toplumsal çimentonun oluşumunda etkili moral değerlerin ya da tarihsel anıların muhafazası yer alır. İkinci eksende ise, piyasaya müdahale ya da gelir dağılımını düzeltme vb. gibi ekonomi ağırlıklı önlemler devreye girer. Örneğin yeni sağ görüşler daha çok hukuk ve düzenin sağlanmasına yönelik müdahaleleri talep ederken, çoğulcu görüşler devletin ekonomiye müdahalesine ağırlık verir. Max Weber ve Joseph Schumpeter görüşlerine dayalı yönetim biçimi, antik Yunan’ı andırırcasına elit zümrenin toplumları yönetmesinin etkin olacağını ileri sürer. Ancak medyan seçmen yaklaşımını benimseyen çoğulcu görüşler ise medyan seçmen görüşünün demokrasiyi sağlayabileceğini savunur. Bu görüşe göre, ne yoksullar ne de ultra zenginler, karşılıklı dengeleyici rollerde olacaklarından, siyasete ve toplumsal yönetime başat olabilir.
Devlet yapılanmasının oluşumu, ortaya çıkışı ve toplumsal işlevini en net açıklayan görüşler Marksist yazında yer alır. Marx, eserlerinde devlet üzerinde derli toplu bir açıklama getirmemiştir. Fransa’da gelişen ütopik solcuların parçalı devlet görüşleri ve Engels’in ünlü eseri bu konudaki temel kaynaklar olarak gösterilebilir. (Engels, 2010) Marx’ın eserlerini detaylı inceleyen Marksistlerin bu konudaki katkıları İkinci Paylaşım Savaşına kadar fazla bir varlık gösterememiş iken, Savaş sonrasında fikir dünyasına daha etkin olarak girmiş ve bir hayli de etkili olmuştur. Bu alandaki ilk atılım, 1942 yılında Sweezy’nin “sınıf yapısının istikrarını sağlamak üzere devlet başat sınıfın aracıdır” ifadesi ile gerçekleşmiştir. (Sweezy, 1942) Ralph Miliband 1969 yılında ilk baskısını yaptığı The State in Capitalist Society adlı kitabıyla araçsal devlet görüşünü güçlendirdi, hatta daha da ileri giderek, özel şirketlerin kamu dairelerine eleman sokarak işlerini gördüklerini savlamıştır. (Miliband, 2009)
Miliband’ın kitabının yayınlandığı 2009 yılında Dean Baker, adeta Miliband’ın tezini kanıtlarcasına yayınladığı kitabının ek bölümünde 100 büyük ABD şirketinin devlet katlarında eleman istihdamı yaptığını ve bu yolla şirketin işlerinin daha suhuletle görülmesini sağladıklarını liste olarak yayınladı.(Baker, 2009) Kitapta sayılan 100 şirket arasında Apple, General Motors, AT&T, General Electric, Boeing, City Group, Proctor and Gamble, Johnson & Johnson, FedEx, Coca-Cola Co, Oracle, American Express gibi dünya çapında ünlü dev şirketler bulunmaktadır.
Ortodoks Marxist görüşü temsil ederek araçsal devlet görüşünü ileri süren Miliband’ın görüşünün karşısına, ya da bu görüşü daha gerçekçi organik yapılanmaya taşıyan ünlü makale, Nicos Poulantzas tarafından New Left Review dergisinde The Capitalist State başlığıyla 1976 yılında yayınlandı. Bu makalede ve Poulantzas’ın kitaplarında ortaya atılan görüş, devletin politik alanının üretim ilişkileri ve toplumsal uzlaşma alanı ile örtüştüğü şeklinde idi. Poulantzas, sistemle devlet arasındaki organik ilişkinin devlet gücü (state power) ve devlet aracı (state apparatus) ile sağlandığını ileri sürer. Poulantzas modelinde bir sosyal sınıfın devlet araçlarıyla çıkarlarını savunma kapasitesi devlet gücü olarak tanımlanır. Devlet gücünün, sermaye birikimi için gerekli koşulları sağlayacak şekilde örgütlenmesi ve çaba sarf etmesi kapitalist olduğu anlamına gelir. Poulantzas ile Miliband arasındaki tartışmalarda Poulantzas’ın takındığı tavır, devlet aygıtının sistemin çıkarları doğrultusunda olması devlet kadrolarına eleman sokmanın bir sonucu olmayıp, devlet kadrolarına eleman sokulmasının bu sürecin sonucu olduğu şeklindedir.
1973 yılına geldiğimizde Elmer Altvater yayınladığı makalesiyle, kapitalist sistemin idamesi, devletin şu alanlardaki faaliyetleriyle olanaklı olduğunu ileri sürdü. (Altvater, 1973) Altvater’e göre, kapitalist sistemin devamı için devletin genel hukuksal düzen, özel mülkiyet rejimi ve piyasa koşullarını kapsayan çevreleyici siyasi kapsamı oluşturması gerekir. Kapitalist sistem emek sömürüsüne dayalı ilişkiler düzeni olduğundan, devlet sermaye ile emek arasında yaşanan çatışmalarda düzeni sağlayıcı önlemleri almalıdır. Bu önlemlere ilave olarak, tüketim piyasaları ile üretim merkezleri arasında tamamlayıcı altyapıların oluşturulması da devletin ana görevleri arasındadır.
Post-Marksist görüş olan sistem analitik yaklaşımın temel temsilcileri arasında bulunan Claus Offe, Jurgen Habermas ve Andre Gorz gibi düşünürlere göre, günümüzün en iyi temsilcisi geç kapitalizmdir. Geç kapitalizmin altyapıları, ekonomik, politik ve sosyal alt sistemlerden oluşur. Ekonomik alt sistem, sınıflar arasında yaşanan üretim ilişkisi yanında, piyasada alıcılar ile satıcılar arasında yaşanan değişim ilişkilerinden oluşur. Politik alt sistem refah ekonomisini kapsar. Sosyal alt sistem ise, aile, din, eğitim gibi normatif değer yargılarından oluşur. Özellikle Offe sosyal devlet olgusu ile önemli görüşler geliştirmiştir. Offe’ye göre, sosyal demokrasi uygulamasında farklı gelir grupları arasında yoksulun lehine bir aktarım yapılmamakta, fakat aynı gelir grubunda zamanlar arasında aktarım yapılmaktadır. (Offe, 1984)
Refah ekonomisinin kaçınılmaz sonucunun kriz olduğu görüşü James O’Connor tarafından da şöyle gündeme taşınmıştır. (O’Connor, 2009) O’Connor’a göre, devlet faaliyetinin ekonomik işleyişi ve sonuçları ancak Marksist analizle anlaşılabilir. Buna göre, kamu harcamalarının ikili yapısı, sosyal sermaye ve sosyal harcamalardan oluşur. Sosyal sermaye ise sosyal yatırım ve sosyal tüketim harcamalarından oluşur. Sosyal yatırım harcamaları, diğer koşullar sabit olarak, emeğin verimliliğini yükseltici harcamalardır. Emeğin verimliliğine bağlı olarak kâr oranlarının da yükseleceği savunulmaktadır. Sosyal tüketim harcaması ise, emeğin yeniden üretim maliyetini gerileterek kâr oranını yükseltir. Görülüyor ki, her iki harcama da kamu kesimine yük yıkarken özel kâr oranını yükseltici etki yapar. Sosyal harcamalar ise, özel sermaye birikimine katkı yapmayıp, sistemin meşrulaştırılmasına ve devamının sağlanmasına hizmet edici etki yapar. Görülüyor ki, özel sermaye birikimine katkı görevini yüklenmiş olan devlet, her ünite kâr karşılığında bütçede yük oluşturur. Sosyal harcamalarla sistemi meşrulaştırma gayretiyle de bütçeye yük alan devlet sistematik olarak açık finansman ile ancak kapitalist sistemi ayakta tutabilir.
Günümüze doğru geldikçe, Fred Block, Gianfranco Poggy ve Theda Skocpol gibi yazarlar devlet kurumunu sistemden daha bağımsız görerek, kurumsal yaklaşım sergilemiş ve otonom devlet anlayışını daha fazla öne çıkarmışlardır. (Block, 1987; Poggy, 1990; Skocpol, 1979) Söz konusu yazarların fikirlerine göre, devlet sermaye ile doğrudan bağı olmayan, kendi muhtar davranışı içinde kararlar alabilen, hatta gerekli konularda kendi kurumunu koruyabilen hukuksal örgüttür. Kamusal örgütlenmenin merkeziyetçi olması ve çevre ile denetimlerin ve çevreye nüfuz kesafetinin yüksek olması güçlü devlet yapılanmasını, bunların aksine devlet yapılanmasının parçalı ve topluma nüfuz gücünün düşük olması ise zayıf devlet yapılanmasını işaret eder. Devletler, kaçınılmaz olarak, özel kesimden kaynak çekerek yönetsel kadrosunu oluşturup, toplum üzerinde emredici ve yasaklayıcı hükmünü icra eder. Olağan durumlarda farklı ve gevşek şekillenen devlet yapıları savaş ya da toplumsal kalkış gibi bazı istisnai olağanüstü koşullarda toplum ve sermaye üzerinde zecri (yasaklayıcı ) önlemleri almaya yönelir. Bu yaklaşıma göre, kamu bütçesinin ulusal gelir içindeki büyüklüğü olağan dönemlerde oldukça istikrarlı seyrederken, olağanüstü dönemlerde sert yükselişler yaparak, ulusal gelir içinde bütçe hacmini kalıcı olarak daha üst düzeylere taşıyabilir.
Feodalizmden ulus devlet formuna geçişle modern devletin çekirdeği oluşmuş olmakla beraber, yaşanan süreçlerde ekonomik koşullara göre büyük istihale geçirmiş olan devlet, neoliberal aşamada uhdesindeki kamusal erkleri yönetişim formülü altında sermaye ile paylaşmaya yönelmiştir. Oysa Adam Smith’den başlayarak hemen hemen tüm politik iktisatçılar, hatta günümüze gelene dek tarihte yerini almış “…iktisatçılar politikanın iktisat içinde eriyeceğini düşünmemişlerdi ya da diğer alanları kendi kavram ve ölçütleriyle şekillendireceğini hayal etmemişlerdi.”(Brown, 2015: s.33) Fakat zaman içinde ekonomi tüm politik ve sosyal alana nüfuz ederek toplumsal kurallar kadar, politik kuralları da değiştirmiş bulunmaktadır. Bu değişim içinde devlet aygıtı ilk dönemlerdeki hukuk ve düzenin sağlanması görevini, halka rağmen sermaye ile işbirliği anlayışına terk etmiştir. Neoliberalizm olarak tanımlanan yeni çağın politikasında devlet yönetişim politikası ile kamu erkini başat sermaye erki ile paylaşmaya, hatta kısmen sermaye lehine terk etmeye yönelmiştir. Bu yönelişin sebebi kapitalist dünyada eriyen kâr oranları olarak gösterilmektedir. Sorunun çözümü, devlet erkinin toplum üzerindeki hâkimiyetinden yararlanan sermayenin devleti ortaklığa çekerek müşterek yatırımların getirisinde aranmaktadır. Böylece devlet, bir yönü ile sermaye ortaklığının maliyetini topluma yıkarak sermaye birikimine katkı sağlarken, diğer yönü ile de oluşan maliyetle sıkışan bütçe karşısında temel kamu hizmetlerinin piyasalaştırılmasıyla kamusal görevlerin nicel ve nitel olarak erimesine sebep olmaktadır. Örneğin, sağlığın ve eğitimin piyasalaştırılması, hukukun araçsallaştırılması, kültürün yozlaştırılması tüm toplumsal düzenin ve işleyişin başat sermayenin çıkarlarına hizmete koşulması anlamını ifade eder. (Brown, 2015) Toplumsal yaşamın hemen hemen tüm alanlarının ekonomi dürtüsünde şekillendirilmesine alet olan devlet, aynı zamanda kapitalizmin çevre üzerindeki tahribatına ve insan üzerindeki aşırı sömürü ve psikiyatrik sorunlara da araç olma yoluna koyulmuş olmaktadır. Kapitalizmin çevre tahribatı, akademinin tüm ikaz ve telkinlerini çiğnercesine neoliberal dönemde de yeşil çevre gibi yüzeysel bazı önlemlerle tüm hızıyla devam etmektedir.(Foster ve diğerleri, 2010) Kapitalizmin tüm sosyal yaşamın işleyişini vahşi sermayenin sürükleniş hızına uyarlaması insan psikolojisi üzerinde de olumsuzluklar oluşturmakta ve giderek nüfusun büyüyen bölümü antidepresan kullanmak zorunda kalmış bulunmaktadır.(Dardot & Laval, 2017: s. 291-3)
Gerileyen kâr oranları koşulunda sermayenin devlet aygıtı üzerinden halkları sömürme gücü ve kapasitesi yönetişim sistemi ile perdelenerek çevre ekonomilere yayılmaktadır. Bu sürecin tipik tarihsel örneğini Hindistan üzerindeki İngiliz sömürgeciliği yansıtır. (Patnaik and Patnaik, 2021) Geçmiş dönemdeki kolonyal ilişki üzerinden sürdürülen emperyalist baskı, günümüzde halklar tarafından hissedilemeyecek kadar derinden, ekonomik ilişki ya da sözleşmeler üzerinden sürdürülmektedir. Örneğin, Türkiye’de son dönemde yoğunlaşarak girişilen devlet garantili altyapı sözleşmeleri bu bağlamda ülkeye sızan emperyalist güçtür. Döviz endeksli anlaşmalar toplumu uzun dönem ödeme koşuluna tabi tutmaktadır. Bu tür ödemeler ya da sair yollarla ülkenin borçlandırılması ülke içinde kaynak sıkışıklığına ve fiyat artışına yol açarak yoksullaşmayı beraberinde getirmektedir. Bu tablo, merkez kapitalizmin çevre devletler aracılığıyla yaydığı sömürücü vantuzlarıyla çevre aleyhine merkezin refah düzeyinin korunmasının yansımasıdır. Diğer bir deyişle, çevrenin tedricen yoksullaşması merkezin ayakta tutulması amacına yöneliktir. Bu süreçte devletin rolü ulusal refahın korunmasından uzaklaşmakta ve uluslararası sermayenin çıkarının korunmasına dönüşmektedir. Çevresel ekonomilerde merkez sermaye lehine yaşanan yoksullaşma ekonomilerde kötüleşen yaşam koşullarına koşut olarak iktidarların otoriterleşmesine ve dikta rejimine yönelişlerine sebep olmaktadır. (Tansel, ed.,2017)
Kapitalist/burjuva devlet aygıtı, polimorfik niteliği içinde, ilk dönemlerdeki dış güçlere karşı ulusal sermayeyi, ulusal çıkarı savunan, ülke içinde refahı, birlik ve mutluluğu yaratan örgüt yapılanması görüntüsünden uzaklaşarak, günümüzde kâr oranları sıkışan uluslararası güçlü sermayenin emrinde halkları feda etmede kullanılan ara eleman olma yoluna girmiştir. Diğer bir deyişle, ulus devlet yapılanmasının ulus-devlet olgusu, zamanın koşullarında, küresel sermayenin büyümesi ve kâr oranlarının gerilemesiyle uluslararası sermaye-devleti niteliğini iktisap etmiştir. Devlet aygıtı için farklı dönemlerde farklı nitelemeler kullanılmış olsa da, her dönemde devlet, sermaye birikimi işlevi ile sermayenin yanında ve emrinde olmuştur. Bu niteliği ile devlet aygıtı, sermayenin başat olduğu kapitalist/burjuva toplumlarında özel sermayeye katkı işlevini halklar üzerinde baskı ve sömürü kurarak yerine getirmiştir. Devletin sosyal hizmet yanı, hatta bazı dönemlerde öne çıkan sosyal devlet politikaları ya da refah devleti uygulamaları da bir yönü ile sistemin meşrulaştırılması, diğer yönü ile de sermayeye piyasa işlevi oluşturulması niteliğinde görülmelidir. Burjuva toplumlarında devlet, ilk görünüşü ne olursa olsun, tüm politika çeşitliliği ile özel sermaye birikimine katkı yapan, halklar üzerinde baskı kuran, sermayenin politik ajanı olarak görülmelidir.
Kaynakça
Altvater, Elmer (1973), “Notes on Some Problems of Interventionism (1), Kapitaliste 1, s. 97-108
Altvater, Elmer (1973), “Notes on Some Problems of Interventionism (11), Kapitaliste 2, 1973, s. 76-83
Baker, Dean (2009), How Globalization and the Rules of the Modern Economy Were Structured to Make the Richer Rich, Center for Economic and Policy Research
Barrow, Clyde W. (1993), Critical Theories of the State, The University of Wisconsin Press
Block, Fred (1987), Revising State Theory, Temple University Press
Brown, Wendy (2015), Undoing the Demos, ZONE BOOKS
Buchanan, James A. ( 1966/1949), “Saf Maliye Teorisi”, Maliye Teorisi ve Politik İktisat, İstanbul Üniversitesi Yayınlarından, s. 5-20
Dardot, Pierre & Christian Laval (2017), The New Way of the World: On Neoliberal Society, VERSO
Dunleavy, Patrick and Brendan O’Leary (1987), Theories of the State, New Amsterdam Books
Engels, Friedrich (2010), The Origin of the Family, Private Property and the State, Penguin Classics
Foster, John Bellamy, Brett Clark, and Richard York (2010), The Ecological Rift, Monthly Review Press
Goldscheid, Rudolph (1964), “A Sociological Approach to Problems of Public Finance”, Classics in the Theory of Public Finance, ed. R. A Musgrave and A.T. Peacock, MacMillan & Co. Ltd., s. 202-213
Jessop, Bob (2016), The State, polity
Locke, John (1960), Two Treatises of Government, ed. Peter Laslett, Cambridge University Press
Milgate, Murray and Shannon C. Stimson (2009), After Adam Smith: A Century of Transformation in Politics and Political Economy, Princeton University Press
Miliband, Ralph (1969/2009), The State in Capitalist Society, AAKAR
Musgrave, Richard A. ( 1969), Fiscal Systems, Yale University Press
O’Connor, James (2009), The Fiscal Crisis of the State, Transaction Publishers
Offe, Claus (1984), Contradictions of the Welfare State, The MIT Press
Patnaik, Utsa and Prabhat Patnaik (2021), Capital and Imperialism, Monthly Review Press
Peacock, Alan T. ( 1961), The Growth of Public Expenditure ın the United Kingdom, Unwin university books
Poggy, Gianfranco (1990), The State: Its Nature, Development and Prospects, Stanford University Press
Poulantzas, Nicos (1969), “The Problem of the Capitalist State”, New Left Review 58
Poulantzas, Nicos (1976), “The Capitalist State”, New Left Review 95
Poulantzas, Nicos (1978), Political Power and Social Classes, Verso
Sayâr, Nihad S. (1977), Türkiye İmparatorluk Dönemi Mali Olayları, İ.İ.T.İ.A.
Skocpol, Theda (1979), States and Social Revolutions, Cambridge University Press
Sweezy, Paul (1942), The Theory of Capitalist Development, Monthly Review Press
Tansel, Cemal Burak (ed.) (2017), States of Discipline, Rowman and Littlefield
Webber, Carolyn and Aaron Wildavsky (1986), A History of Taxation and Expenditure in the Western World, Simon and Schuster

