Esas meseleye dair: “Üç kuruş”luk dizi!

Dergi Kültür Sanat Sayı 23 (Ocak 2023)

Zeynep İnce

Çingeneler üzerinden tanıklık ettiğimiz etnik aidiyet biçimlenmesi, azınlık millet algısı, keşfedilen renkli kültür coşkusu 2000’lerden beri dönüşmeye ve yeniden inşaya devam ediyor. Dönemler arasında elbette ki içerik olarak farklar var; örneğin 2005-2015 yılları arasında Çingene ya da Roman kelimelerinin popülerliği yakıcı bir biçimde hissediliyordu. Çünkü Çingeneler için daha önceki toplumsal utanç olma ve yok sayılma hali özellikle 9/8 Roman Dansı ve Roman müzisyenlik aracılığıyla 2000’lerden itibaren ehlileştirilmiş, seçkin bir tür ve tavra dönüştürülüyordu. Kaba bir siyasal kültür okuması yapınca da 2010 yılında AKP hükümetinin demokratik açılımında, Kürt ve Alevi gibi derin hesaplaşmalı ve uzlaşmasız başlıkların yanında etnik bir sos niyetine gördüğümüz yumuşatıcı bir etki yaptığı açıkça ortada. Bu vesileyle iktidarın Romanlarla kurduğu “bol ayarlı” yeni ilişkinin popülist niteliğini anlamak oldukça kolay. Üstelik bu yeniden inşa süreci sadece Türkiye’de değil, Balkan coğrafyasının genelinde, Kuzey Avrupa ve Amerika’nın -1990’lardan beri süren- Çingene kültürüyle ilişkilendirilen gösterim formlarında da dikkat çekiciydi. Bir başka ifadeyle küresel piyasanın iştah kabartan egzotik ürünleri için oluşturulan repertuarda Çingene başlığı ulusların ötesinde bir kategoriydi. 2010 yılı civarından günümüze kadar gelen süreçte ise konunun eğlence ortamları açısından sönümlendiğini gözlemlemek mümkün. Yani kaynağın sıradanlaştığını… Geçtiğimiz yılın kasım ayındaki “Üç Kuruş Yayından Kaldırılsın” tartışması bahsettiğim süreç üzerine tekrar düşünmeme sebep oldu; kafamdan geçen soru şuydu: Çingenelik/Romanlık inşası başka bir yeniden inşa sürecine mi giriyor? Bu sorunun cevabı henüz yok ama alışılmış olandan farklı bir kurgunun denendiği kesin.

1 Kasım 2021 tarihinde Show TV’de yayınlanan “Üç Kuruş” adlı aksiyon, dram, polisiye türündeki dizi yeni tartışmaların zeminini oluşturuyor. Hikâye Çıngıraklı mahallesinde geçiyor. Esas rol ise mahalleyi himayesine alan bir mafya liderine ait. Mahalle Roman mahallesi, mafya lideri de Roman. Çıngıraklı ismiyle geleneksel Romanlık kurgusuna atıfta bulunulsa da Romanlığın arkaik Çeribaşılık formuna başarısız bir benzeştirme yaparak yola çıkılan mafya lideri bilinen Roman algısında bir yere oturamıyor. Üstelik Roman olanın bir güç ve hacim olamadığı, ancak gücün yanında yer alarak var olabildiği bilgisi toplumsal olarak içselleşmişken… Tartışmanın zemini de bu; ilk bölümün yayınının ardından RTÜK’e şikâyet edildi dizi, Roman Dernekleri Federasyonu’ndan ve milletvekillerinden tepkiler geldi ve nihayet basın açıklamaları yapıldı: 

“Türkiye’deki hiçbir topluma yapılamayacak şeylerin Romanlara yapılamayacağını göstermek için buradayız. Bu dizinin takipçisi olacağız. Gerekirse CİMER’e şikâyet edeceğiz. Üç Kuruş’luk diziyi lanetliyoruz ve yayından kaldırılmasını istiyoruz” (Sinan Karaca Öztürk- Marmara Bölgesi Roman Dernekleri Federasyonu Başkanı, 9.11.2021)

“Romanlar bu toplumun sevdalısı, Türkiye de onlara sevdalanmalı. Bir dizi koyuyorlar ortaya, hiç hak edilmeyen e Romanların ne kadar yapmadığı çirkin, kötü iş var onlara mal etmeye çalışıyorlar… Romanlar paraya önem vermezler, Romanlar insana önem verirler, yarını düşünerek zengin olmak istemezler ama insan zengini olmak isterler. Buradan bu diziyi çekenlere sesleniyorum: Çok büyük bir hak ihlali yaptınız, insanları rencide ettiniz… Hem özür dilemelisiniz hem de diziyi derhal yayından kaldırmalı ya da gerçek Roman hikayelerini sahneleyen güzel bir dizi haline getirmelisiniz” (Atilla Serter, CHP İzmir milletvekili, 9.11.2021)

Aslında bu dizi kendinden bir sezon önce aynı kanalda biten (4 yıl yayınlandıktan sonra) yine aksiyon, dram ve polisiye türündeki Çukur dizisinin devamı olarak görüldü ve dizinin bitmesinden doğan boşluğu tamamlayacak bir senaryo olarak beklendi. Kaldı ki Üç Kuruş senaristlerinden Damla Serim’in Çukur dizisi senaristlerinden birisinin olması da bu beklentinin keyfi olmadığını gösteriyor. Hatta Çukur dizisinin karakter isimleriyle anılan ve sevilen oyuncularından birkaçı Üç Kuruş’un kastında da yer aldı. Fakat beklenildiği gibi olmadı. Her iki dizide de “suç, ceza ve adalet” paradoksu mafyavari bir tarzda ele alınmasına rağmen, Çukur’un hikayesi kendi kuralları olan bir aile üzerinden temsil ediliyorken, Üç Kuruş’un hikayesi Çingene/Roman bir aile üzerinden aktarılıyor ve tam da bu noktada gettolaşmanın, kendi mahallesinin sınırlarında belirlenen adalet kavramının, kriminalliğin sebep ve sonuçlarının tartışması on yıllardır eğlencesi ve yeteneğiyle bilinen bir etni ile birleştiğinde gerçek bir aksiyon olmaktan çıkıyordu; kaşları çatık izleyici suçu ve şiddeti içsel bir gülümsemeyle izliyordu… Bir başka deyişle, diziye yapılan eleştiriler ekranda çok da yerine oturmuyordu: mahallenin mafya lideri Kartal bir türlü paraya gereken önemi veremediği için hep diğer liderlere yeniliyor, ama mahallelinin kahramanı olduğu için büyük bir huzurla hayatına devam ediyordu. Tam da para değil insan biriktiren, gönül zenginliğine önem veren bir liderdi karşımızdaki… Bu sebeple de bir odaya girip 5 insanı gözü kırpmadan öldüren ama kadın ve çocuklara dokunmayan karakter yeterince sert bir profil çizemedi. Öte yandan Türkiye’deki Çingene algısı eğlenceli yaşam kalıp yargılarıyla beraber suça ve şiddete hiçbir zaman uzak da tutulmadı… Daha 1990’lı yıllara kadar Türk Dil Kurumu’nun sözlüklerinde en iyi ihtimalle “hırsız, başıboş, serseri” olarak tanımlanan Çingenelik, yeni bir devlet diliyle sözde-olumlanmaya başlamıştı. Bu anlamda dizideki temel aksiyon kurgusu da bunu destekliyordu. Roman mafya lideri olan Kartal’ın, ortak düşmanı yenmek için bir polisle zorunlu işbirliği ile başlayan ilişkisi izlenirken polisi canını hediye edecek kadar sevdiği bir akrabaya dönüştürüyordu hikâye. Bunun da ötesinde Çingene kelimesi sadece Çingene olmayanın Romanlara hakaret etmek için kullandığı bir kavram olarak kullanılıyor ve hatta küfürmüşçesine sansürleniyordu. Dizi bir sezon devam etti, belki tepkiler çok erken geldiği için senaryo devamında akortlandı ya da mafya lideri olunca konu ön yargılı bir yaklaşımla hareket edildi, ama mesele bundan ötede. Mesele şu: genel çerçevenin daha önce hiç denenmeyen bir hesaplaşma, toplumsal yargıların eleştirisine olan sert bakış açısıyla bu senaryonun gelecekte yeniden inşa sürecinde etki alanı yaratabilecek bir yerde olabilme ihtimali. Kültür ve eğlence endüstrisinin tüm somut örnekleri ve ticari ürünlerinden tamamen farklı bir içerik sunumuyla Romanlık kültürüne dair aslında yeni olmayan fakat daha önce böylesine vurgulanmamış bir “taraf” izleyiciyle buluştu. 

Related Posts