Irmak Ildır
Geçtiğimiz ayın en önemli gelişmelerden biri farklı sektörlerdeki işçilerin kitlesel bir biçimde eylem sahnesine çıkmış olmalarıydı. Farklı sektörlerden binlerce işçi, en temel hakları olan daha iyi bir yaşam arzusu için seslerini çıkarttı. Her biri birbirinden bağımsız, ancak benzer duygularla/ deneyimlerle ortaya çıkan direnişlerin, en unutulmaz anlarından birini Migros işçilerinin direnişinden bir kare oluşturdu. Gülabi Aksu isimli bir Migros işçisinin gözaltına alındığında elleri kelepçelenmiş bir biçimde polis otosundan çekilmiş karesi, uzun yıllar unutulmayacak bir anı kaydetti.
Kaydedilen karenin, yıllardır kapitalist düzene dair anlatılmak istenilen binlerce ayrı denemenin etkisinden daha fazlasını çok daha yalın bir biçimde anlattığı gerçek. Kimi zaman yaşanan bir deneyimin, yüzlerce kez yapılan siyasal çalışmaya kıyasla düzene dair gerçekleri ortaya çıkarması şaşırtıcı sayılmamalı. Ancak pek çok kişinin kolaylıkla tespit edebileceği/edebildiği bu gerçeğin ötesine geçerek, olayın farklı bir yanını incelemek gerekiyor. Tekil tekil bireylerin kendi hayat pratiklerinde yalın bir biçimde deneyimlediği ve yargısını koyduğu gerçeklerin, siyasal bir tavra veya kavrayışa denk düşmemesinin arkasında yatan şey nedir? Dahası, bir fotoğraf karesinin kavrattığı, sermaye düzeni ve hukuk düzeni/kolluk kuvvetleri arasındaki ilişki, gerçekliğin kalıcılığı nasıl ölçülebilir? Bu soruların yanıtlarını vermeden önce, bir soruyu daha düşüncemizi ilerletmek için soralım. Olaylar karşısında insanlar neden bu kadar farklı cevaplar verebiliyor?
ANLIK GÖRÜNTÜ MÜ? DİNAMİK BİR HAREKET PLANI MI?
Öncelikle, bu tür soruların tek boyutlu bir yanıtının olmadığını hatırlatmak gerekiyor. Birbirlerinin devamı olarak görülebilecek soruların, belirleyici olan ana etkenine varabilmek için, çok boyutlu düşünmek gerekli. Her şeyden öte de, belirgin bir metodun yaratıcı bir biçimde uygulayıcısı olmak gerekiyor. Böyle olduğu zaman görünürde olanın arkasında yatan mekanizmaya ulaşmak, dahası sürekliliği olan bir hareket planına sahip olmak mümkün olur.
Sözü geçen üç soruya da metodolojik olarak yaklaştığımızda, farklı sınıfların kendi aralarındaki ve içlerindeki ilişkilerini, bunun siyaset-ideoloji ayaklarındaki izdüşümlerini görürüz. Burada sözünü ettiğimiz şey; düşünülmüş somutun kavrayışına denk düşen bir soyutlama değil, aksine içinde yaşadığımız toplumun, modern burjuva toplumunun (kapitalist üretim tarzının), ilişkilerini kavramaktır. [1] Dolayısıyla bulmaya çalıştığımız cevap bir anın fotoğraf karesini çekmekten çok, dinamik bir sürecin yasalarını ve eğilimlerini anlamaktan ibarettir. Sorduğumuz sorularda anlaşılması gereken nokta; modern kapitalist toplumun üretim tarzının tetiklediği dinamikler ve onların sonuçlarıdır.
Bir işçinin ortalama bir çalışma süresi boyunca ya da tüm iş hayatı boyunca yaşadığı sorunlarla, işyerinin patronu arasında bağ kurması arasındaki mesafe oldukça kısadır. Ancak bu kurulan bağ çoğu örnekte geçicidir. Bireylerin ortak çıkarlara yönelmesi ve bireysel bir tutum almaktan vazgeçerek kolektif bir varlığın parçası haline dönüşmesi için birden çok sürecin işlemesi gerekmektedir.
Bir emekçi için yaşamsal ihtiyaçlarının karşılanma ihtimalinin kalktığı ya da tehlikeye düştüğü anlarda bireysel tepki verme refleksi göstermesi olağandır. Söz gelimi, standart bir işte çalışan bir bireyin ücreti, artık ailesini ya da kendini geçindiremez hale gelirse, iş bırakma/değiştirme, diğer arkadaşlarıyla ortaklık arama vb. türden tepkiler vermesi kaçınılmazdır. Ancak bunun, ortak çıkarlar düzeyine varması için kapitalist üretim tarzının doğasından kaynaklı çelişkilerin kaçınılamaz bir noktaya gelmesi gerekmektedir. Bu noktada, en standart kişiyi bile sisteme bağlayabilecek her türden geri düşüncenin etkileri sınırlanır. O noktada, emekçinin her türden düşüncesi, inancı, kimliği geride kalarak topluma nüfuz edecek bir kolektif varlığın parçası haline dönüşür.
Sözünü ettiğimiz çelişkinin arkasında yatan mekanizma kapitalist üretim tarzına ait olan özel mülkiyet ve emeğin ihtiyaçları arasındaki farktan doğar. Kapitalist üretim tarzı geliştikçe merkezileşme eğilimleri güçlenir ve eskinin tüm güçlerini yerinden eder. Bu yerinden etme süresince ortaya çıkan mülksüzleşme, işçi sınıfını her geçen gün büyütürken yoksulluk, baskı ve soysuzlaşma belirli tepkileri kaçınılmaz olarak doğurur. [2] Marx’ın Kapital‘de sözünü ettiği bu mülksüzleşme ve sermayenin merkezileşmesi arasındaki bağ, Manifesto‘da ilk kez sözünü ettiği “kapitalizmin mezar kazıcısı olarak işçi sınıfı” gerçeğinin daha somutlanmış halidir. Ancak burada bir “kendiliğinden geçiş” söz konusu değildir.
İşte bu noktada, hangi faktörün ya da faktörlerin kalıcı bir etki yarattığı üzerine düşünmek gerekiyor. Sorularımızın çıkış noktası, anlamaktan değiştirmeye geçişin bam telini oluşturmaktadır. Bugün Türkiye’yi etkileyen sınıf eylemlerinin, yoksullaşma ile doğrudan bağlantısı bulunmaktadır. Serkan Öngel’in de “işçi sınıfının varoluş mücadelesi” olarak ifade ettiği şeyin; işçi sınıfının maddi koşullarının ölçülebilir bir biçimde düşmesi ve buradan kendini araması ile yakından bağı bulunmaktadır. [3] Daha önce farklı bir mecrada bizim de işaret etmeye çalıştığımız nokta, işçi sınıfının tartışılmaz maddi kaybını verileriyle birlikte ortaya koymaktadır. [4]
Ancak tüm bu yazılarda da işaret edildiği gibi sonuçların kalıcı değil geçici olması en büyük olasılıktır. Bunun da arkasında yatan sebep, kalıcı bir örgütlülük deneyiminin bugün için “sınırlı düzeylerde” kalmasıdır. Daha açık bir biçimde ifade etmek gerekirse, işçi sınıfının yoksulluğu bugün için sadece kısa vadeli hedefleri ortaya çıkarmaktadır: Düşük zamlara karşı tepki, asgari ücretin üzerinde bir ücret artışı isteği, iş güvencesi vb…
GÜÇLÜ MÜDAHALE, GÜÇLÜ SİYASET İŞİN ANAHTARI
Bu durumun farklı bir noktaya varması için ise güçlü bir müdahalenin yapılması şart. Ancak bu güçlü müdahalenin siyasal mücadeleyi işaret eden, farklı deneyimleri birleştirme hedefi güden bir odaklanmaya sahip olması şarttır. Farklı deneyimleri birleştirmenin yolu sadece esnek ve hızlı mücadele araçları geliştirmeyi değil, güçlü, hedefi açık bir siyasal programı dayatmaktadır. Bu noktada bir hatadan da kaçınılması gerekmektedir. Güçlü bir siyasal program ve açık bir hedef olmadığı noktalarda kapitalist üretim tarzında dönemsel olarak öne çıkan unsurların etkisizliğin nedeni olarak gösterilmek bir alışkanlık haline dönüşmüş durumda. David Harvey’in, Marx’ın “mülksüzleşme” ve “birikim” arasında kurduğu ilişkiden yola çıkarak, yeni dönemde ortaya çıkan sınıf tepkilerinin odağına bu ilişkinin güçlü bir tepkiye sebep verdiği, bu tepkilerin geleneksel sol ile bağının olmamasını ise “pragmatik hedefler” ve “örgütsel katılık” kavramlarına bağlaması bunun tipik bir örneğidir. [5]
21.yüzyılın emekçilerin geçmiş deneyimlerinden kalıcı sonuçlar çıkarmasını sağlayacak bir sürekliliğe sahip olmadığı bilinmektedir. Dolayısıyla 2022 yılının Türkiye’si, yoksullaşmayla sınıfın tepkilerinin kalıcılaşması arasındaki bağı kendiliğinden doğurmayacak. Ortaya çıkan etkili mücadele araçlarının faydaları ise saymakla bitmez. Her türlü iletişim kanalı, tek tek emekçilerin kendilerini kolektif bir varlık olarak hissetmesine inanılmaz olanaklar tanımaktadır. Ancak bunların kalıcı bir örgütlülüğe dönüşmesi, bir kez daha siyasal programa, hedefe ve bağlara ihtiyaç duymaktadır.
Buralarda yaşanacak “eşitsiz gelişimin” bir eksiklik olarak değil, gerçeklik olarak kabul edilip, sınıf mücadelesinin bu kurguya göre şekillendirilmesi zorunludur. Arayışımız, bu kurgunun güç olmasını sağlayacak her türlü gelişmeyi “olanaklı” kılmak içindir.
Bunu sağladığımızda Gülabi’lerin yüzünün ve onun çocuklarının yüzünün gülmesi de bizim en büyük kazancımız olacak.
NOTLAR
[1] Marx, K., Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı, s.220, Öncü Yayınları, çev: Orhan Suda, 1970)
[2] Marx, K. Kapital,cilt:1, s.730, çev: M.Selik, Yordam Yayınları, çev: N. Satlıgan, M. Selik, 2012
[3] Öngel S., “İşçi sınıfının varoluş mücadelesi”, Şubat 2022, https://www.birgun.net/haber/isci-sinifi-varolus-mucadelesinde-376143
[4] Ildır, I. “Beklentiler ve dip dalgası”, Şubat 2022, https://gazetemanifesto.com/2022/beklentiler-ve-dip-dalgasi-482520/
[5] Harvey, D., Yeni Emperyalizm, s.147, Sel Yayınları, çev: A.Nivit Bingöl, 2016

