Yollar, göstergeler ve Türkiye: Salgın sonrası ‘Kapitalizm 2.0’a doğru mu?

Dergi Dosya Sayı 5 (Temmuz 2021)

Irmak Ildır

29 Kasım 1987 seçimleri öncesi o dönemin Sosyaldemokrat Halkçı Partisi (SHP) ve lideri Erdal İnönü bir hayli dikkat çeken bir kampanya sloganı bulmuştu. Dönemin SHP’si  “Beş yıl daha bir limon gibi sıkılmaya gücünüz var mı?” diye soruyordu. Slogan seçim sonuçlarını etkilemese de, siyasi tarihimize geçmişti.

Her ne kadar “limon gibi sıkılmak” şimdilik geniş kesimler açısından değişmez gibi gözükse de, salgının da etkisiyle dünya çapında yürüyen bir “neler değişecek” tartışmasının göbeğinde bulduk kendimizi. Slogandan da olsa “limon gibi sıkılmak” benzeri bir çıkış şimdilik pek bulunmuyor. Ancak kapitalizmin geleceğine dair tartışmalar “neleri değiştirebiliriz” üzerine yoğunlaşmış durumda. Hayatımıza iyice yerleşen bilgi teknolojilerinin diliyle söylemek gerekirse karşımızda bir “kapitalizm 2.0” ile mi karşı karşıya kalacağız?

Bazı yorumcular açısından zaten kapitalizm 2.0 ile çoktan karşılaştık, bize daha üst sürümler gerekiyor. Ancak detaylı tartışmaları daha özel bir yazının içeriğine bırakacak olursak, salgın sonrası kapitalizmin geleceği tartışmaları bir hayli alevlenmiş durumda. Kapitalizmin merkezlerinde dahi bu tartışma “mevcut kapitalizm işlemiyor” ve “değiştirilmesi gerekir” üzerine yoğunlaşmış durumda. [1]

Ancak tartışmanın yeni olmadığını, konunun her kriz döneminde bir kez daha ele alındığını söylemek lazım. Hatta konunun tiryakisi olan okuyucular açısından pek yeni tespitler yapılmıyor. 2007 krizi sonrası ortaya çıkan kapitalizmin yenilenmesi ekseni, salgın sonrasında köşeleri daha belirgin hale gelmiş durumda.  Kapitalist üretim tarzının yerli yerinde kalarak büyüme hızının aşağıya çekilmesi, cinsiyet eşitliğinin sağlanması, sosyal güvencenin arttırılması ve iklim konusunda daha duyarlı hale gelmesi gibi söylemler öne çıkmış durumda. [2]

Bu köşeli kapitalizm 2.0 yorumunun ayrıntılarında öne çıkan temel yaklaşım ise “sorumlu kapitalizm” kavramıdır. Bu yaklaşıma göre devletin düzenleyici rolü arttırılarak sermayenin aksak yanları kapatılmalı ve “herkes için değer üretilmesinin önü” açılmalıdır. [3] Sorumlu kapitalizm çağrısının mali sermayenin beşiği olan “The City” Bakanı olarak adlandırılan İngiltere’nin Maliye Bakanı John Gleen tarafından da açıkça dillendirilmesi dikkat çekicidir. Gleen’e göre mali sermayenin sorumlu kapitalizmde oynayacağı rol belirleyici olacaktır. [4]

Sorumlu kapitalizm kavramı gibi paydaşlar kapitalizmi de bu dönemin öne çıkan unsurlarındandır. Elbette şirketlerin öncülüğünde “yaratılan değerin” salgının yarattığı ekonomik ve sosyal maliyetin kapsamı düşünüldüğünde ne denli cılız kalacağı bilinmektedir. O nedenle, sermayenin devletin düzenleyici kanadı altında işlerini sürdürmesi olasıdır. Biden’ın iktidara gelir gelmez açıkladığı ekonomik planın mahiyeti, yeşil enerji, altyapı, araştırma ve doğrudan mali destek ile 4,3 trilyon dolarlık maliyeti düşünüldüğünde kapitalizmin eski usul bir kriz aşma modelini devreye soktuğu anlaşılmalıdır. [5]

KAPİTALİZM DIŞI YAKLAŞIMLAR NEREYE ODAKLANIYOR?

Bununla birlikte salgın sonrası dönemde kapitalizmin nereye evrileceğine ilişkin tartışmalar “kapitalizm içi” yaklaşımlarla sınırlı değil. Salgın döneminde kapitalist üretim tarzının yaşadığı sorunların “krize işaret ettiği” genel kanısı, bazı yorumcular açısından birikerek gelen sorunların bir yansımasıdır. Bu nedenle salgın sonrası kapitalizmin genel yönelimlerinin ne olacağının yanıtı salgın öncesi dönemde saklı.

2020 öncesinde kapitalist üretim tarzının yaşadığı sıkışmanın genel bir krize doğru evirilebileceğine dair bazı beklentiler vardır. Bu beklentileri derleyen Eric Toussaint, 2019 yılındaki finansal dalgalanmayı  ve bir dizi sektördeki (otomotiv ve makine yapım sektörü gibi) aşırı üretim krizini gelmekte olan “devrin ayak sesleri” olarak nitelendiriyor. [6]

Gelmekte olan devrin ayak sesleri uzun erimli bir biçimde ele alındığında daha da ilginç bazı sonuçlara varılıyor. Uzun erimli verileri inceleyen Micheal Roberts, G-20 ülkelerinde kâr oranlarının düşme eğiliminin 1997-2017 arasında baskın çıktığını, finansal genişleme dönemlerinde ters eğilimlerin düşüşü engellese de, durduramadığını iddia ediyor. Roberts’a göre 1997-2017 dönemleri arasında kâr oranları %9,9’a, bir önceki döneme göre, düşmüş ve %8 civarına takılmıştır. [7]

Roberts’ın iddiaları bizi eski bir tartışmaya götürüyor. Ekonomik krizin kökenlerine ilişkin tartışmanın farklı yansımaları olmakla birlikte, krizlerin geçici olması ile kapitalizmin doğasından kaynaklı olduğu ana eksenleri her zaman ağır basmıştır. Söz konusu, krizin üretim tarzının doğasından değil, dışsal kaynaklardan geldiğine ilişkin inanç, 20. yüzyılın başından itibaren “zayıflamıştır”. [8]

Öte yandan, kapitalizmin doğasından kaynaklı kriz değerlendirmelerinin “antikapitalist” bir bakışı getirmediği de bilinmelidir. Burada esas belirleyici olan kapitalizmin doğası gereği merkezileşmeyi ve yoğunlaşmayla, finansallaşmayı yan yana sürdürdüğü gerçeğidir.
Sözünü ettiğimiz gerçek, güncel kapitalist üretim tarzı açısından ele alındığında krizin kendi doğasından kaynaklı olduğunu ve tarihsel limitleri gereği aşılamayacağı gerçeğini göz önüne getirmektedir. Kapitalist üretim tarzının mevcut koşullarda neo-emperyalist bir karaktere bürüneceği ve neoemperyalizmin güncel kapitalizmin temel karakteristiği olduğuna ilişkin bir kanı da bulunmaktadır. [9]

Cheng Enfu ve Lu Baolin, Lenin’in Emperyalizm teorisine dayandırarak çeşitlendirdikleri bu tez, haklı tespitlerde bulunmakla birlikte, var olan dünyanın sadece bir yönünü ortaya sermektedir. Diğer yön, salgınla birlikte daha da kendini göstermektedir. Emperyalist çağa özgü sermayeler arası rekabet, derin bir ayrıma saplanıp kalmıştır. Dolayısıyla salgın sonrası dünyada sermayeler arası rekabetin baskın, uluslararası tekellerin birbirini saf dışı etmek için her yolu denediği bir dönemin kapısı aralanmaktadır.

KAPİTALİZM 2.0 VE TÜRKİYE: İKTİDAR VE MUHALEFET AÇISINDAN

Salgın sonrası dünyaya damgasını vurmayı bekleyen bu eğilim, Türkiye siyasetinde ve ekonomi-politiğinde de çeşitli yaklaşımları ve kesişimleri getirecektir. Sermayeler arası rekabetin ülke içerisinde bir eğilim olarak kendini gösterdiği, ancak belirli yaklaşımların benzerlik gösterdiği bir dönem ile karşı karşıyayız. TÜSİAD’ın 2021 tarihli raporunda tespit ettiği üzere, yakın vadede en önemli iki sorun dış finansman ihtiyacı ve enflasyonist baskıdır. [10] Sermayenin şu ya da bu kanadı olsun, önümüzdeki dönemde Türkiye’de ekonomi-politik yaklaşımların temel referans noktası, bu iki sorunun nasıl çözüleceğine ilişkin olacaktır.

Sermaye sınıfı açısından kesişim noktası buradadır.

Yollar ise ayrım noktasını oluşturuyor.

AKP açısından bu yola varmak için aynı anda para ve maliye politikalarında sonuna kadar genişleyici bir yaklaşım sergilenmelidir. Bir yandan kredilerin, harcamaların, sermayeye mali imtiyazların teşvik edildiği, diğer yandan da piyasaya para verildiği bir ortamdır. Ancak bu politika eskidir ve sonuç kısır-döngüdür. Enflasyon-kur-faiz sarmalına takılan bu yaklaşımın tek beklentisi dış pazarların hızla genişlemesi ve finansman kaynaklarının ucuzlaması olacaktır. Bu yüzden, bugünkü mevcut iktidar FED kararlarını yakından takip etmek zorundadır. AKP’nin mevcut ekonomi-politikası uluslararası tekellere imtiyaz üstüne imtiyaz vermek, altyapı, savunma ve enerji yatırımlarını alabildiğine bu tekellerin hizmetine sunmaktan başka bir şans bulamaz.

Kapitalist üretim tarzının geleceğine ilişkin yukarıda çizilen çerçevenin, AKP’li bir iktidarda yer bulabilmesinin yolu, sermayeler arası rekabetten AKP iktidarının yararlanma becerisi olacaktır. Bir yandan Çin’in yatırımlarına dikilen göz, diğer yandan İngiliz ve ABD sermayesiyle kurulmak istenilen bağlar, buradaki çelişkilere oynayan bir iktidar havası vermektedir. “Aynı ipte iki cambaz olmaz” atasözü, böyle bir yaklaşımın sonucunu bize vermektedir.

Bununla birlikte muhalefetin ekonomi-politiğinde ise temel yaklaşım AKP’li yılların çarpıklığının giderilmesidir. Bugün muhalefetin en büyük partisi olarak CHP’nin iktidar programında yer alan yaklaşım, bozulan ayarların yerine getirilmesidir. AKP iktidarının sermayeler arası rekabette kendi çevresine verdiği ağırlık, muhalefetin tezlerini güçlendiriyor. CHP’nin kriz karşısında hazırladığı 13 maddelik manifesto, israfı engellemeyi, üretimi teşvik etmeyi, adaleti ve liyakati sağlamayı hedeflemektedir. [11] Dış finansman açığının, üretimin arttırılması da bu açığın kapatılmasına bağlıdır, dış politikada Avrupa sermayesi başta olmak üzere “huzurun” sağlanması ile mümkün olacağı düşünülmektedir. Böylece üretim artarken, enflasyon azalacaktır.

Bu politikanın özü itibariyle genişleyici bir maliye politikasını içerdiği, sıkı bir para politikası izleyeceği düşünülmelidir. Bir yandan tüketim eksikliğini engellemeye dönük atılan adımlar (işsizliğin azaltılması, sosyal güvenlik yatırımları), diğer yandan da geniş bir uzlaşı ile üretimin arttırılması hedeflenmektedir. Uluslararası alanda rekabetin arttığı bir dönemde geniş bir uzlaşının sağlanması belli açılardan zorluk taşımaktadır. Öte yandan, bu uzlaşının belli bir parçasının dahi sağlanmasının, dış finansman bulma zorluğunda belli iyileşmeler sağlayacağı bilinmelidir.

Hem siyasi iktidarın, hem de muhalefetin ekonomi-politik yaklaşımında belirgin yönelim farklılıkları ortaya çıksa da, salgın sonrası kapitalizmin yeni yönelimlerine uyumlu hale gelme çabası baskın çıkacaktır. Uluslararası sermaye devir hızının düşürülmesi kapitalizm açısından söz konusu değildir. Ancak uluslararası tedarik zincirinin belli ölçülerde yerelleştirilmesi kaçınılmaz olduğundan, gerek iktidar, gerekse de muhalefet tarafından yeni bazı sektörlerin önünün açılması, sermayenin bu alanlarda palazlanması sağlanacaktır.

İktidar açısından göze kestirilen “yerelleştirme” çabası altyapı, savunma ve enerji yatırımları ağırlıklıdır. Otomotiv sektöründe akim kalan yatırımların geleceği belirsizdir. Bilgi iletişim teknolojileri alanındaki yatırımlar ise, Çin başı çekmektedir, yerelleştirmenin değil, uluslararası sermayenin yeni pazarlara ulaşma çabasının sonucudur.

Göze kestirilen bu üçlü sektörün devlet teşvikli olacak şekilde sermayenin belli kesimlerinin palazlandırılması olasıdır. Devlet destekli teşviklerin önü sadece belli bir sermaye çevresinin, bugün AKP yandaşı olarak bilinen çevrenin, desteklendiği, ancak geleneksel bazı sermaye gruplarının da bundan pay aldığı bir biçimde sağlanması beklenmelidir. Öte yandan, hızlı özelleştirmeler, uluslararası sermayeye verilen büyük tavizler, Kanal İstanbul örneğinde olduğu gibi, bu işin olmazsa olmazıdır. Siyasi iktidarın bu konuda “şahin” kesilerek sermaye çevrelerinin sözcülüğüne soyunması iktidarı korumasının bedelidir.

Bununla birlikte muhalefet programının ana odak noktası kamu hizmetlerinin belli alanlarda, eğitim, sağlık ve teknoloji gibi, ağırlığının artırılmasına dayanmaktadır. Kuşkusuz Türkiye kapitalizminin bu konularda bir dönüşüm yaşamadan yol almaya çabalaması mümkün değildir. Salgın sonrası koşullar düşünüldüğünde eğitim, sağlık ve yeni teknolojiler alanında devlet destekli yatırımların artması ya da belirleyiciliğinin beklenmesi gerekmektedir.

KAPİTALİZM 2.0’IN ALTERNATİFİ VAR MI?

Her iki programın farklılıkları bir kenara bırakılacak olursa, önümüzdeki dönem gerek Türkiye’deki sermaye çevrelerinde, gerekse de siyasi aktörlerde yeni dönemin ruhuna uyumlu, “sorumlu bir kapitalizm” çağrılarının ağırlık kazanacağı aşikârdır. Ancak böylesi bir çağrının yeni bir tür Keynesyen politikaya denk düşmediği, kapitalist üretim tarzının eksik tüketimci başka bir okuması olduğu bilinmelidir. Bugünkü çağrıların, sadece Türkiye’de değil, 1945-70 arasını çağrıştıran sosyal refah devletinden ve sosyal demokrat programdan dahi fersah fersah uzak olduğu bilinmelidir.

Önümüzdeki dönemin yönelimlerinin ve kesişim noktalarının bu çerçevedeki olasılıklara göre şekilleneceği görülürken, hesaba katılması gereken bir diğer başlık ise sınıflar arası mücadelenin seyrinin ne olacağıdır. Bu başlığın işçi sınıfı ve emekçiler nezdinde ele alınması “daha köşeli” ve detaylı yanlar barındırdığı için başka bir yazıda ele alınması gerekiyor. Ancak söz konusu başlığın, kapitalizmin tarihsel ufkunu aşmaya dönük bir perspektifi içermesi zorunludur.

Yeni bir toplum, yeni bir ülke çağrısı mevcudun içinden değil, mevcudu aşan bir yaklaşımla kurulacaktır. Önümüzdeki dönem yeni bir ülke ve toplum mücadelesinin ne denli güç kazanacağı, adını andığımız perspektifin ne denli net bir biçimde siyaset sahnesinde yer bulacağıyla ilişkilidir.

O nedenle şunu “bilgisayar diliyle” açıkça söyleyelim: insanlığın isteklerini karşılayacak işletim sistemi kapitalizm 2.0 değil, tam sürüm sosyalizmin kendisidir.

 

NOTLAR:

[1] Tappe A., Capitalism isn’t working anymore, here’s how the pandemic could change it forever, https://edition.cnn.com/2020/09/20/economy/how-covid-changed-capitalism/index.html, Eylül 2020, erişim tarihi: 24.06.2021

[2] Russek H., Thornton J., Elias D., Rethinking Capitalism in a Post-Pandemic World, https://brookfieldinstitute.ca/capitalism-in-question-future_of-work-in-canada-covid19/, Şubat 2021, erişim tarihi: 24.06.2021

[3] Coulter S., Rewiring capitalism after Covid-19, https://institute.global/policy/rewiring-capitalism-after-covid-19, Eylül 2020, erişim tarihi:24.06.2021

[4] Gleen J., City Minister calls for resposible capitalism, https://www.charteredbanker.com/news_listing/news/city-minister-calls-for-responsible-capitalism-after-the-pandemic.html, Mart 2021, erişim tarihi: 24.06.2021, Söz konusu “The City” kavramı İngiltere’de Wall Street’in karşılığıdır.

[5] Cassidy J., Biden’s great economic rebalancing, https://www.newyorker.com/news/our-columnists/joe-bidens-great-economic-rebalancing, Mayıs 2021, erişim tarihi: 24.06.2021

[6] Toussaint E. , The Capitalist Pandemic, Corona Virus and the Economic Crisis, Mart 2020, https://www.cadtm.org/The-Capitalist-Pandemic-Coronavirus-and-the-Economic-Crisis erişim tarihi: 24.06.2021,

[7] Roberts, M., More on a world rate of  profit, https://thenextrecession.wordpress.com/2020/09/20/more-on-a-world-rate-of-profit/ , Eylül 2020, erişim tarihi:24.06.2021

[8] Ildır. I., Kapitalizmin Krizi ve Devletçilik Tartışmaları: Kısa bir Bakış,s.43, Hukuk Defterleri, Mart-Nisan 2021,cilt:30

[9] Enfu C., Baolin L., Neo-Emperyalizmin Beş Karakteristiği, Mayıs 2021, https://monthlyreview.org/2021/05/01/five-characteristics-of-neoimperialism/ , erişim tarihi: 24.06.2021

[10] 2021 Türkiye ekonomisi, Ekonomik Araştırmalar Bölümü, TÜSİAD, s.6, Mart 2021

[11] Krizden Çıkışın Yolları, CHP Parti Yayınları, https://chp.azureedge.net/51a1daf202044a7d8d06f683122edc0b.pdf, erişim tarihi: 24.06.2021

Related Posts