Gültekin Gencay
Senaryosu Wilfrid Lupano’ya çizimleri ise Jeremie Moreau‘ya ait olan “Hartlepool Maymunu” Baobab yayınları tarafından Türkçeye kazandırıldı. “Hartlepool Maymunu” için milliyetçilik hakkında eğlenceli bir hikâye denebilir diyeceğim ama milliyetçilik çok acı sonuçlara yol açabilen bir akım; o yüzden daha dengeli bir ifadeyle “güldürürken düşündürtme” halinden bahsetmek daha doğru belki. Tabi bu dediğime bakıp sıkıcı bir kitapla karşı karşıya kalacağınızı düşünmeyin. Hem çizimleriyle hem diyalogları ile keyif alarak okunan bir eser.
Kitapta, normalde birlikte eğlenip gülebileceğiniz, belki de birlikte sıkılabileceğiniz insanların ortak bir akıl tutulmasıyla ve kötülüğün yönlendirmesiyle nasıl hareket ettiklerini görüyoruz. Hitler, Mussolini dönemlerinden ya da kendi ülkemizden de aşinayız zaten buna. İnsanların içindeki Mr. Hyde‘ın yaptırdıklarını izliyoruz “Hartlepool Maymunu”nda da. Tabii bu kötülüğün hizmetinde olma halinin, Hartlepool sakinleri için dönemsel mi yoksa rutin bir hâl mi olduğunu bilemeyiz; ama kendileri içinde yaşarken her ne kadar farkında olmasalar bile çok da övünülecek bir olaya imza atmadıkları kesin, anlatıldığı kadarıyla elbette.
Bir Fransız savaş gemisinin, Hartlepool açıklarında batması ile başlıyor hikâyemiz. Bu arada batmadan önce, Fransız savaş gemisinin kaptanının da geçmişte köle ticareti yaptığını öğreniyoruz. Kaptanın karanlık yanı geçmişte kalmış değil bu arada. Kaptan, miço İngilizce şarkı söyledi diye onu denize atmaya kadar vardırıyor cezalandırmayı. Gerçi çocuğun tek suçu İngilizce şarkı söylemesi değil; üstüne üstlük bir de sütannesi İngiliz. Bu ceza miçonun kurtuluşu oluyor o ayrı.
Batan Fransız gemisinden bir tek miço ve kaptanın “Afrika kıyılarında kömür ticareti yaptığım zamandan kalan komik sayılabilecek tek hatıra bu” diye anlattığı maymun kurtuluyor. Sabah olunca Hartlepool sakinleri kıyıda maymunu buluyor. Ama bir problem var. Hartlepool sakinleri daha önce ne maymun görmüş ne de bir Fransız ile tanışmış. Böyle olunca da maymunun Fransız olduğuna ikna ediyorlar kendilerini. Maymunun Fransız üniforması giyiyor olması bu yargıya varmalarını kolaylaştırıyor. Yaptıkları kurguyu, Fransa’nın İngiltere’yi işgal etmeye Hartlepool’dan başlayacağına kadar geliştiriyorlar. Bu nedenle maymunu konuşturmak önem kazanıyor. Böyle böyle hikâye milliyetçiliğin yaşatacağı bir saçmalığa doğru ilerliyor.
Önemsenmeyen, kendini önemsiz hisseden insanların önemli hale gelmek en azından böyle hissetmek için yaptığı acımasız bir hamleye tanıklık ediyoruz; kendileri merkezde olmayan belki de hiç olmayacak insanların, bir bütüne tabi olup, bütünün başarısından payına bir şeyler düşmesi için harekete geçirdikleri kötülük. Burada aklımıza, Goethe’nin “hiçbir şey eyleme geçmiş cehaletten korkunç olamaz” sözü aklımıza gelebilir.
Sonuçta piramidin üstlerinde daha bilinçli bir tavır veya yönlendirme hatta gizli ajandalar söz konusu iken, altlara doğru gittikçe körü körüne bir bağlılık ile karşılaşıyoruz çoğunlukla. O yüzden daha üstlerde suçlar ince ince işlenirken altlarda kaba haliyle karşımıza çıkıyor.
Bir anda tüm İngiltere’nin konuştuğu bir kasaba olma olasılığı var; “eh az bir şey değil bu” İngiltere’nin işgalini engelleyecekler ve böylece beğenmedikleri ve muhtemelen aynı şekilde Hartlepool sakinlerini beğenmeyen, hatta belki aşağı gören komşu kasabalardan çok daha önemli hale gelmiş olacaklar. Öyle ya gözü pekliğiyle İngiltere tahtını Fransız işgalinden kurtaran yer diye anılacaklar işin sonunda.
Üstelik bu atmosfer çocukları da etkisi altına almış durumda. Oynadıkları oyunlardan, günlük hayatta kullandıkları dile kadar savaşın etkilerini onlarda da görüyoruz. Çocuk bunlar sonuçta, abartmamak gerek denebilir tabii ama, Rakel Dink’in Hrant Dink’in cenaze töreninde söylediği “Yaşı kaç olursa olsun, 17 veya 27, katil kim olursa olsun, bir zamanlar bebek olduklarını biliyorum. Bir bebekten bir katil yaratan karanlığı sorgulamadan hiçbir şey yapılamaz kardeşlerim” sözlerini de hatırlamak lazım.
Öte yandan milliyetçiliği sadece İngilizler ile Fransızlar karşıtlığında görmüyoruz; daha mikro düzeyde “sefil köylüler aramanız gerekiyorsa gitmeniz gereken daha kuzeydeki Seaham’a” karşı da, “iğrenç kan sosunda koyun bağırsağı tıkınan edepsiz kıçı açık” İskoçlara karşı da bir üstten bakma, bir aşağılama hali var Hartlepool sakinlerinde.
Kitapta konu edilen hikâye gerçekten yaşandı mı yaşanmadı mı bilemiyoruz ama hikâyenin sonundaki açıklamadan öğreniyoruz ki, Hartlepool sakinleri bugün hâlâ bu hikâyeye konu olan olaya gönderme yapan bir lâkaba sahipmiş, hatta bu lâkap yerel futbol takımlarının taraftar grubunun da adıymış; dahası futbol takımının maskotu da, yine olaya gönderme yapan bir isme sahip bir maymunmuş.
Bu arada Hartlepool Mayıs ayında (2021) farklı bir konu ile de gündem oldu. Ana muhalefetteki İşçi Partisi’nin kalelerinden biri olarak görülen Hartlepool’da düzenlenen ara seçimde, iktidardaki Muhafazakâr Parti Hartlepool’un 1974’te seçim bölgesi haline gelmesinden beri ilk kez milletvekili çıkarttı.
Kitaba dönecek olursak, kitabın sonunda Fransız Devrimi Tarihi Enstitüsü’nde müdürlük yapmış, Paris 1 Pantheon-Sorbonne Üniversitesi’nde çalışan Profesör Pierre Serna tarafından kaleme alınmış, “Hartlepool Maymunu veya Irkçılığın Kökenlerinin Sözde Tarihi” başlıklı bir bölüm de bulunuyor; söz konusu bölümün kitabın kendisi kadar ilgi çekici olduğunu da söylemeliyim.
Hartlepool Maymunu geçmişten bir hikâye anlatsa da, ülkemizde yılbaşlarında Noel babaya yapılanlar, çoğunlukla yanlış ülkelere ait olsalar da, yakılan bayraklar düşünüldüğünde, hikayenin bugüne dair olduğunu söylemek de pekâlâ mümkün. Spor karşılaşmalarında siyahî oyuncuların zaman zaman maruz kaldığı benzetmeler de düşünüldüğünde, evet burada anlatılan hikâyenin hiç de insanlığın geçmişiyle ilgili olmadığını net şekilde görebiliriz.

